Curatio Manus

Özgür bir dünyada,Yalıtılmadan,Anlamın içindeki belirsizliğe rağmen,Ölüme meydan okuyabilmektir yaşam. Orpheus...

En kötü barış, en haklı savaştan daha iyidir.CİCERO

gün uyutuldu…/ yaz şarkılarından iniyorduk yeryüzüne /devrilen bir ağaç gibi bekledik/ yolun ortasında…/ olgun kirazlardan dönüyordu pervaneler… / uzakta köpek sesleri ve ay ağıdı /insan, kaybolan orman bu yalnızlıkta… / şimşek yalayınca gördüm yüzümüzde inleyen ışığı /dalgın bir bulut gözlerini üstümüzde unutmuştu… / ...aşk, avutulan çocuk bu karanlıkta…

ömer turan

http://www.toxel.com/inspiration/2010/08/07/human-meat-packages-from-peta/


:))
Kızım anaokulundan mezun oldu...

Bu yaşa geldim hala hayal kırıklığı yaşayabiliyorum. Hayatım boyunca çoğu defa kullanıldığımı düşündüğüm ve bildiğim oldu ama hala başıma geliyor olması beni fena halde çökertti. Hayatta tek değer verdiğim şey sevgidir. Bunun da ancak samimiyet ile olacağını düşünürüm. Bir hafta önce tanıştığım bir ufaklığın beni böylesine faka bastırmış olması midemi ağrıtıyor. İstanbul seni seviyorum ama yarattığın istanbulluları değil...



Yeni yazdiğim oyun bir kreşte oynanacak:) 15 minik harika bir şey:)

(Sahnede birkaç ağaç vardır. Unicorn sessizce otlamaktadır. Avcı bir ağacın arkasından görünür. Yayını gerer.)

Avcı: Buraların en iyi avcısı olduğumu sonunda herkes kabul edecek

Avcının Arkadaşı: (fısıldayarak) Bunu sakın yapma
(Avcı okunu fırlatır ve Unicorn hızla yere devrilir.)

Avcı: Bu gördüğüm en güzel hayvan.

Avcının Arkadaşı: Ne yaptın sen. Unicorn öldürmek felaket getirir.

Avcı: Bu boynuzu köye götürdüğümde herkez benimle gurur duyacak.(kahkahalarla gülerek)

Avcının Arkadaşı: Bu kadar güzel bir yaratığa nasıl kıydın. Başımıza çok büyük bir iş açtın. Farkında değilsin ve hala seviniyorsun.

(Avcı ve arkadaşı köye doğru yola çıkarlar. Köye vardıklarında çok kötü bir Sürpriz onları beklemektedir.Ekinler solmuştur.İnsanlar panik içinde sağa sola doğru koştururlar.)

Avcı: Neler oluyor burada?

1.Köylü: Bütün ekinlerimiz kurudu. Hiçbir yerde yiyecek kalmadı.

2.Köylü: Hayvanlarımız sütvermiyor. Hepsi sanki hastalanmış gibi.

3.Köylü: Çeşmelerden su yerine kum akıyor.

Köylü Koro: Mahvolduk.

Ekin Koro: Bir rüzgar esti üstümüzden
Kanatları kapalıydı
Boynuzu düşmüş
Kalbi kırılmıştı
Unicorn öldü

Köylü Koro: Sular kum oldu
Ekinler yerde
Çocuklar oynayamayacak artık
Doğa eriyor

Ekin Koro: Doğa yok oluyor

(Avcı bu duruma çok üzülür.Arkadaşını köylüler ile bırakıp ormana geri döner.)

Avcı: Ne yapacağım ben şimdi. Nasıl bu kadar kötü bir hata yapabilirim.
(Yürüken bir ceylanın yerde acı çektiğini görür.)

Avcı: Korkma benden küçük ceylan, artık hiçbir hayvana zarar vermem.
(Yavaşça Ceylanın yanına gider.)

Avcı: Ayağın incinmiş. Dur şuradan bir dal bulup biraz sağlamlaştıralım.
(Ceylan mutlu bir şekilde ayağa kalkar. Burnunu avcıya değdirir ve yavaşça çıkar.)

Avcı: Keşke o oku hiç atmasaydım. Bundan sonra elime bir daha yay almayacağım.
(Bu sırada orman Sessizce şarkı söylemektedir.)

Orman: Dallarım kuruyor
Köklerim suyu arıyor
Kuşlar ötmeyecek dallarımda
Unicorn Öldü

Avcı: Keşke o oku hiç atmasaydım

Orman: Keşke öldürmek olmasaydı
(Avcı bir aslan yavrusu fark eder.)

Avcı: Ne kadar da susamışsın küçük aslan
(Aslan halsizce mırıldanır)

Avcı: Dur mataramdaki son suyumu sana vereyim en azından biraz daha rahat nefes alırsın
(Aslan suyu kana kana içer ve burnunu avcıya değirip yavaşça çıkar)
(Tam bu sırada Orman Koruyucusu içeri girer.)

Orman Koruyucusu:Tam zamanında kendine geldin avcı!

Avcı:(Biraz ürkerek)Siz kimsiniz?

Orman Koruyucusu:Ben bu ormanın koruyucusuyum.Bir Canlıya eziyet etmek dünyayı yok etmektir. Bunu anladın mı?
Avcı: O kadar pişmanım ki...
Orman Koruyucusu:Artık lanet kalktı. Üzülme.
(Ekinler düzelmiş, kum değil su akmaktadır çeşmeden.)

Koro: Ekinler ayağa kalktı
Dans ediyor su ile
Yaşam akıyor heryerde
Yaşasın!
(Avcı koronun önünde Unicorn'un boynuzunu gömerken birden koro seslenir.



Koro: Bak yaşama döndü işte
Unicorn Yaşıyor
İyiliğin içinden
Hergün yeni bir Unicorn doğuyor.
(bütün herkes sevinç içinde dans eder. Ve sahne kararır.)

...
Murat Ataman
Orpheus


Düne dünden yakın olan var mı
Bana benden yakın olan
Ya ölüm neresinde dönen dolapların
Kızgın ütü gibi sesim
Yağmurlar yağdırmakta gönlüm
Düşen parçalarda Kuş cıvıltıları
Boyanan yeşilliklerde yatak odası huzuru

Bir gözümde mavi olaydı
Van dan kedilere bakaydım
Çaresiz yaşanan işsizliğe
birde uzak olaydım

Gelmez gün
Gitmez
Sen
Ben
Gerçekten var mı bana benden yakın

Ataman

Sorma bir güzel istanbul
aşı deniz yası deniz
kaldı bu rada bendeniz
varavdan varana gelindi
binildi gidildi

güzelliğine seyir
bir bakımlık şehir idi
baktım bakıyorum
sizleride bekliyorum:)

Gelincik küçük kollarını uzattı Bülbüle
Bülbül rüzgar gülü kanatları ile şakıdı
Dikenine battığım Bahçe de bir hüzün vardı
Selamsız karanfiller Bahçe de birbirini kovaladı

../...

Dünya tutturmuş düzenini yan yan döner
Garipler mazhar olmuş düzen döver
Benim dilim Işk'a tutkun
Yanımdan geçer Sahabeler

../...

Bir deli idim okudum Kırmızı şeker
Elmalar olunca ağaçtan düşer
Bir genç kızdım yolum küskün
Sonunu gördüm, döndüm hayalimden

../...

Şahtım Şahmeran oldum
Feriştahı geldi, kuma gömdüm
Kumlar gözüme doldu
Bir avuç Küle döndüm

../...

Ceddime döndüm bir Sabuncu
Yuğmuşta çıkaramamış utancı
Bedrettin yağmacısının torunuymuşum
Kızılı gördükçe uyuşmuşum

../...

Gelincik Deli gibi Kuma döndü
Bülbül Garip Dilinden küstü
Diken Işk'a hayal oldu
Selamsız sonlar Külüne yağdı

../...

Sonunda Oyunun
Başına Kırmızı bir nokta koyar
Bir de illa ki Dönmedolap

.../...

14/07/2009
Murat Ataman

Evi boyuyorum.Banyom begovile kırmızısı oldu:) Mutfağında yarısı. Kıpkırmızı bir ev ilginç olucak:)

4 Bir yanını sardım ahtapot gibi

Aldanmışlıklardan uzak sahillerde
Rest çeken kumarbazlar misaliydin
Aldığımda seni düşünmeden verilen
Leylak kokusunda bahardın.
Ismarlama derinliklerden uzak
Koynundaki halkadan ateş
Tahtından kaldırdığında güneşi
Ayrılıklarda tattırdığın

Bal kokulu acılar
Ucubeler yarattı dallarımda
Lades tutuşmuş çocuk ellerin
Duymaktan uzak benliğimle
Uçardı
Martılar eşliğinde

Sevgilim
En sonunda dedi ceylan
Nasılların elde ettiği
İçkili akşamlardan

Serpilen bir ruh kokusu
Ellerin ellerime benzer
Ve bağlayan gözlerin
Gülmek gözlerinle
İçime işleyen aşk kokusu
Likör tadında
İçmek seni...

05.02.2007

Ataman

Bankonun üstündeki zile avuç içimle dokundum. Sesi Bütün duvarlarda yankılandı. Bu kadar ses çıkacağını bilseydim dokunmazdım. Kimse yok. Kapı birkere daha zaman diye yankılanarak açıldı. İki polis. Bana garip bakıyorlar. Ne zaman pardesü giysem böyle olur. Zil bir daha zaman dedi. Kısa boylu gözlüklü bir kadın, elinde bir tomar kağıtla içeri girdi.

Bana dönerek" Demir bey siz misiniz?" diye sordu. gayri ihtiyari "kim" diye sordum. Kadın tekrar
_Ben avukat Hacer Tuzsuz. Demir bey siz misiniz?
_Evet
Gözlüklerinin arkasından gülümseyerek_Hoşgeldiniz Dedi.

Kadına ve kadınıma
Her bir mart a şükrederek...
İyi ki doğdun.


Tabelada Eski Zaman yazıyor. Tabelanın önünde duruyorum. Arka tarafım çok geniş bir caddeye dönük. Trafik yoğun. Arabalrın gütültüsü, egsoz dumanı, arkamdan Kırmızı bir şavrole geçiyor. Önünde durduğum dükkanın camekanından trafiği seyrediyorum. Dükkanın vitrininde, açık bir kitap var Yaprakları sapsarı. Biraz daha dikkatli bakınca, Bir yaprakta eski dilde, yani arapça yazılmış, ilginç olanı yanındaki yaprak Türkçe. Aynı el yazısı ile yazılmış. Kitabın yanında bir sürü heykelcik var. Heykeller tahtadan. Eskitme boya yapılmış. Küçükler.Heykeller el yapımı. Çok emek var vitrinde. Dükkanın içi loş. İçerisi pek görünmüyor dışarıdan. Kaldırımda olduğum için insanlar homurdanıyor. Dükkanın kapı kolu. Tahta, el işlemesi. Dokununca insana garip bir duygu veriyor.

Kapıyı açınca ilginç bir ses çıktı. Tepesindeki zilin Zaman diye öttüğüne yemin edebilirim. İlk girişte çok karmakarışık gibi geldi. Ama loşluğa alışınca öyle olmadığının farkına vardım. Uzun el yapımı, işlemeli bir banko merhaba diyor. Raflar, tepedeki avize, baktığınız her şey el yapımı. Raflarda binlerce kitap var sanırım. Dükkanda Toz yok.
Ataman


Dün arkadaşlarımla oturup konuşurken konudan acı çektiğimi farkettim. Çok yakın bir dostum yaşımızın getirdiği olgunluğa otuz yaşında ulaşabilmeyi çok istediğini söyledi. Böylece yaşamda daha az acı çekecek ve gerçekliğe daha yakın yaşayacaktık. Dinlerken beynimde sürekli sorular oluştu. Kapitalizmin yarattığı yabancılaşmanın bizleri bile alıp içinde yok etmesini seyretmek gibi bir şeydi olanlar. Gerçek dostluklar yok dedi. İnsanlar herşeyi sadece bireysel menfaatleri için istiyorlar dedi. O sırada ben arkadaşımdan çok şey bekleyip beklemediğimi sordum kendime dile kolay yirmiyedi yıllık bir dostluğumuz var. Birbirimize bağlıyızdır. Hangi saat aranırsa aransın ne işimiz olursa olsun bir dost çağırdımı biz orada oluruz. Aslına bakarsanız iki yada üç tane çok yakın olduğum dostum dışında yaşamla pek bağımda yok ama insanların insanlıktan uzaklaşmasından büyük utanç duyuyorum. Belki fark etmeden bende onların arasına katılıp yaşamın fazla kıyısına düştüm.

Yaşamak saat sekiz beş çalışmak ve ayda bir tiyatroya sinamaya falan gitmekti sanırım. uzun zamandır buna aykırı yaşıyorum. Ama gelecek denen belirsizlik kendini kendin olmaktan alıkoyan densizlik zorluyor son zamanlarda beni.Bir şey fark ettim. Gülmeyi yarına bırakmışım. Buna itiraz ediyorum. Bugünden itibaren muhteşem gülümsememi tekrar yüzüme kondurdum. Küçük kızımla birlikte güne uyandığımızda bu neşe beni sardı. Sevgilimi özledim. Sanırım biraz da yaşamı.

Hastalıklı bir dünyayı yaratıma çevirebilmek beceri istiyor. Dün dostlarımdan biri dedi ki insan bu dünya ya ait değil. Bu ait olamadığımız toplumun ve dünyanın onun için yansıması elbette. Bu kadar kötülüğü ve hesabı anlamıyor. Yanlış anlaşılmasın bende pek anlamıyorum. Ben de ona dedimki ben kendimi bırak doğanın bir parçası olmak herhangi birşeyin parçası gibi hissetmiyorum. Yaniti güzeldi. Sen yaşamıyorsun ki bir şeye ait olasın:)

Bugün küçük kızımla güzel bir gün geçirmeyi planlıyorum. Altı yaşın tüm sevimliliği ile gülen gözlerindeki sevgi ile park istiyor. O kadar yaşayabilirim sanırım.

Orpheus


Kayıp şehrin sokaklarında dengesiz
yürürken bendeniz
aldım elime bir değnek
vursunlar diye abalıya
baktim vuran çok
dedim korkmayın
vallahi bedava
dövülmüş zincire döndüm
döndüm bir de ne gördüm
kara sakallı ihtiyarlar
değnekleri almışlar
dediler ki
biz veririz abalıları
sen dur kabalalı
çekildim derine
kayboldum
sokaklar şehir oldu
ben deniz
yüzdüler
üşenmeden

girince girdaplara
yaşanmışlıklara merhaba
kayıp giden zamanlarda
döndüm küle döndüm
bu şiir burada biter
aman dedi şair
bu ne beter derbeder
olsun dedim bendeniz
yürüdüm
kimsesiz...

Orpheus

Veda Şiiri
Karıma


Geleceğim bazan uykudayken sen
Beklenmedik, uzak bir konuk gibi.
Sokakta, bir başına koyma beni
Kapıyı sürgeleme üstümden

Usulca girecek, bir yere ilişeceğim
Bir zaman, karanlıkta, bakacağım yüzüne.
Ve yorgunluk gözkapaklarımı indirince
Seni kucaklayacak, ve çıkıp gideceğim.



(Fransızca çevirilerinden yapılmış,Ülke Ülke Çağdaş Dünya Şiiri Bulgaristan bölümünde yayınlanmıştır. Ataol Behramoğlu)


Nikola Vaptsarov



Büyük suya bakınca ,insan gerçekten nereden geldik sorusunu düşünmeden edemiyor. Kuru bilimsel tanımlamaların dışıda varoluş gerçek bir bilinmez olarak karşımıza dikiliyor. Her insanın kendi dünyasını anlamlandırmak adına bilinçli yada bilinçsiz bir varoluş hikayesinin olduğunu biliyoruz.Başladığım öyküde benim anlam dünyamın içinden bir kesit gibi. Okuyalım bakalım neler oluyormuş orada:)

Soğuk. Ne kadar baygın kaldığım ve buraya nasıl geldiğim hakkında en ufak bir fikrim yok. O kadar çok su var ki gözlerimi açamıyorum.Soğuk yavaş yavaş bütün damarlarımı hissiz bırakıyor. Gözlerim açılamadan suyun içinde ağırlaşmaya başladım. Derine gitmek. Sonunda huzur olmalı. Her son bir başlangıçtır. Başladı...


***Deniz, bir okyanus ile bağı olan ve büyük bir alanı kaplayan ve genellikle tuzlu olan su birikintisidir. Terim genellikle okyanus terimi yerine de kullanılır.

Denizler Dünya yüzeyinin % 71'ini kaplamaktadır. Yeryüzünde kapladıkları 1,338 milyar km³ hacimle dünya üzerindeki su varlığının % 96,5'ini oluşturmaktadırlar. Ancak, deniz suyu ortalama % 3,5 oranında tuz içerdiğinden, halen oldukça pahalı olan arıtma yöntemleri uygulanmadan içme suyu olarak kullanılamamaktadır.

Denizler üzerinden gerçekleştirilen ticaret, hava yoluyla taşımacılığın gittikçe gelişmesine karşın, öneminden pek bir şey yitirmemiştir. Dünya ticaretinde aktarılan malların % 92'si, yılda 5,7 milyar ton, deniz yolu üzerinden taşınmaktadır.

Yalnızlıkları sevmiyorum. Hele çoğul olanları. Sevgilim tatile gitti bugün. Yalnızlık bana kalan miras oldu. Sokaklardaki çam kokusunu duymayalı uzun zaman olmuş.

Bütün gece keyifsizce oturup sigara içerim. Kahvem ve çayım bana eşlik eder, onlar nedense hiç yolculuğa çıkmıyorlar benden. Ve keşke herşey hep istediğimizde bizde olsa değil mi.

Fazla yazmamalı. Özlemin tomurcukları çiğinden kurtulmadı daha. Ağlamak anlamsız.

Orpheus


Dönmeliyim yarınlara
Denizin ellerinden kana kana içilen bir yakamozda
Bakmalı ve görmeliyim
Bende olan bize dair ne varsa

Savaşın doğasında nefret nefretin doğasında iktidar var
Aşk'a dair salınan sözcükler
Bağlıyor nefesimizi
Sinsi bir kitap gibi ağır okunan heyecanlarda
Ataman

İki günlük evlat molasından sonra eve dönmek tuhaf geliyor çoğu zaman. Kizlarla geçirilen ve engellenemez büyümelerine seyredilerek bakılan günler bunlar.Yenilen yumurta fazlalı kekin harika olmuşlarından geçen gecede seyredilen yetenekler. Küçük bebekleri keşke televizyonlara çıkarmasalar.Ağlamalarına can dayanmıyor.

Yolcu edilecek sevgilinin hazırlıkları, çamaşır yumuşatıcısının kokusuna rağmen zorluyor.Çamaşırlar yaşlarını döküyor ama içim hala yaş.

Orpheus


Kalabalık mağazanın sıcak üfleyen koridorunda boş gözlerle sevgilime bakıyorum, Çılgınca koşturuyor mağazanın içinde, elinde bir sürü çıfıt, kaçmak istiyorum dünyadan, yokolmak ve görmemek deliliği...

Aşk ın en güzel tarafı her koşulda destek ve anlayışı bir şekilde içinizde barındıryor olması duygusudur. Sevdiğiniz kişi ne yaparsa yapsın çoğunlukla görmezden gelir yada kendi eksiklenmelerinize yorararak konunun öznesi olmaktan onu çıkarır kendinizi onun yerine koyarsınız. Sonuç olarak bu bir işe yaramaz ve mutsuz dünyanın bireylerine anı yaşamayan birileri olarak katılıp sıradan yaşantınıza devam edersiniz. Elbette doktorlar ve ilaçlar bir sürü çözüm ve yeni tekoloji sunuyor ama yirmibirinci yüzyılda hala varoluş ile ilgili sıkıntılarımızı çözemedik.

Carl G jung a konuşan kızıldereli"ONLAR DAİMA BİRŞEYLER ARIYORLAR. NE ARIYORLAR? BEYAZLAR DAİMA BİRŞEYLER İSTİYORLAR. ONLAR DAİMA HUZURSUZ VE RAHATSIZLAR. BİZ ONLARIN NE İSTEDİKLERİNİ BİLMİYORUZ. ONLARIN DELİ OLDUKLARINI DÜŞÜNÜYORUZ." diyor.

Günler geçiyor etrafımızdaki çılgınlık seyir defterimi karıştırmaya başladı. Küçük heyecanlarda duyduğum manim insanların sokaktaki tüketim deliliği ile başedemiyor.Biz istemesekte hep öteki olduk. Ama bana çoğunlukla deli diyen dostlarımın bile artık beni fazla solladığını hissediyorum. Yaşadığım ülkede öteki olan kalmadı sanırım. Bir ara bir partinin sloganıydı "bir gün herkes bizden olacak" diye. Bence kapitalist yabancılaşma toplumsal bir deliliğe doğru gidiyor.

Sevgilim niye daldın diye sordu, yüzüne o güzel gözlerine baktım , sıcaklığını içimde hissederek. Dondurma ısmarlarmısın dedim. Karamelli dondurma yedik:)

Orpheus..

PSK. DR. AYŞEGÜL ERAY
Obsesyonların oluşturduğu kaygıyı azaltmak amacıyla yapılan tekrarlanan davranış ya da zihinsel eylemlere ise kompulsiyon
(saplantı) adı verilmektedir.

Obsesif-kompulsif bozukluğun en temel özelliği, boş yere zaman harcanmasına neden olacak düzeyde ağır olan veya belirgin bir düzeyde sıkıntı yaratan ve kişinin yaşamını olumsuz yönde etkileyen obsesyon ve kompulsiyonların olmasıdır.

Obsesif-kompulsif bozuklukta kişi, zihnini sürekli meşgul eden düşüncelerin abartılı, anlamsız ve saçma olduğunun farkında olmakla birlikte, bu farkındalık düzeyi değişkenlik gösterebilir. Bazen düşüncelerin saçmalığı konusunda kararsızlığa düşebilir ya da düşüncelerin saçmalığını kabullenmekle birlikte, iş eyleme döküldüğünde mantıksal yorumlar yapabilir. Bazen de düşüncelerin verdiği sıkıntıya karşı koyamayan kişi, başka bir düşünce veya eylemle bu düşünceleri etkisizleştirmeye çalışarak kompulsiyon geliştirebilir.

Tipik obsesif kompulsif bozukluklarda, kişi herhangi bir şeye her temastan sonra defalarca elini yıkar, eve geldiğinde tüm elbiselerini dezenfekte etmeye çalışır, sokağa çıkarken defalarca kapıyı kilitleyip kilitlemediğini kontrol eder.

En sık görülen kompulsiyonlar yıkama ve temizlenme, sayma, kontrol etme, sıraya koyma gibi kompulsiyonlardır. Obsesyon ve kompulsiyonlar kişinin dikkatini bir yere yoğunlaştırmasına engel olur ve bu durum da kişinin zihinsel etkinliklerinde yetersizlik yaşamasına ve işlerini yapamamasına neden olabilir. Obsesif-kompulsif bozukluk durumlarında uyku düzensizliği, hastalık hastalığı, suçluluk duygusu, alkol ve madde kullanımı gibi çeşitli belirtiler de görülebilir.

OBSESİF-KOMPULSİF BOZUKLUĞUN NEDENLERİ NELERDİR:

Genellikle ergenlikte ve genç erişkinlik yıllarında başlar. Belirtiler genellikle yavaş ortaya çıksa da bazı durumlarda aniden ortaya çıkması da söz konusu olabilir. Aile bireylerinden öğrenilmesi söz konusu olabileceği gibi olumsuz bir yaşantı sonucunda da kazanılması söz konusu olabilir. Bunun yanında genetik ve benzeri biyolojik nedenlerin de etkili olabileceği bilinmektedir.

Nasıl baş edilir: Obsesif-kompulsif bozukluğun tedavisinde ilaç tedavisi yanında psikolojik tedavi yaklaşımlarının etkili olduğu belirtilmektedir.

Alıntıdır.


Anka geçerken buluttan
kana kana içti suyundan
Ellerinde ödünç şimşekleriyle
geçerken kümülüsten
Topuzuna dokundu Zülfikar'ın
Dalgın baktı kılıç'a
Dedi Sen ölüm
Ben yaşam

Şimşekleri Saldı Anka
Işığından kayarken
Gaia göründü
Kar'ı gözlerinde dağlarıyla
Irmakları gözyaşları
Yeşil yüreğinde
Toprak Ana

Topukları Toprakta
Sarsıntı başladı
Akan lavlarında Etna
Yedibuçukla selamladı
Zülfikar'ı çekmeden
Üç köy bir bucak
Yok oldu tozdan
Gece'ye aydınlık
Otururken
Parladı Anka


09.05.2009
Ataman
Orpheus


Sevgililer gününe az kaldı. Malum erkeklik sendromunu yaşamamak için erken önlem almak gerektiğinden biriktirdiğim üç beş kuruş ile sevgilime ne alacağımı düşünmeye başladım. Kararsizlik içinde kıvranırken amnezik bir durumda yine sevgilimle kavga ettik ve ben düşüncesiz sevgili oluverdim. Halbuki o kadar da plan yapmıştım alacağım hediye ve kapitalizm eseri 14 şubat için. Neyse ki sevgi ve anlayış pek çok şeyi çözüyor. Bu sabah harika bir kahvaltı sonrası sevgilime çok yakışan parmaksız bir eldiven aldım.Tavsiye ederim sevgilinizin elleri benimkininki kadar güzelse mutlaka alın çok güzel duruyor. Sekiz lira kadar:) O da bana cem mumcunun Makber'ini aldı. Sonra mevzunun derinine girdik geçen gün satinaldığımız ayakkabıları gidip kargodan almak için uzun soluklu bir yürüyüş yaptık.Bu Dr martens adlı ayakkabı.Böyle bakınca hani biraz amele işi gibi görünüyor da ama aslında kokoş bişey. Reklam amaçlı yazmıyorum unutulmasın sadece durumu anlatıyorum.Yoksa kimseye ayakkabı pazarlamayacağım:)

Evet yarın kızımın yaş günü, Onada atkı aldık. Böyle pembeli beyazlı örgülü gibi bişey. Acayip güzel 14 yaşındaki kızım 15 ine giriyor. Bu hem harika bir duygu hemde yaşanmışlıkları çağrıştırıyor.

Kıssadan hisse elde avuçta ne varsa harcayıp parasız kalıp rahatlayınca eve döndük. İyi oldu hoş oldu, gece oldu yatma vakti geldi. Yazdım kurtuldum.

Sevgili günlük bu günlük bu kadar işte.

Orpheus...

1. Dissosiyatif Amnezi

En sık rastlanan dissosiyatif bozuklktur. Genellikle stresli ve travmatik olaylara eşlik eder. Aşırı psikososyal vakalardan sonra geliştiğinde bu tanıyı koymak doğru olur. Çünkü bu tür hafıza kayıpları beyinde oluşan organik bozukluklardanda kaynaklanır. Başlıca belirtileri; belirli bir olayın hatırlanamaması,kişinin tüm yaşamını hatırlayamaması veya belirli bir zaman aralığını hatırlayamaması ya da her şeyi unutması.
2. Dissosiyatif Füg

Amnezinin bir türü de sayılabilir. Oldukça nadir görülen bir durumdur. Kişinin geçmişini ve önemli kimlik bilgilerini (örneğin; ad, aile) unutup, evinden ya da alışageldiği ortamdan ayrılmasıdır. Kısmen ya da tamamen yeni bir kimliğe bürünür. Çoğunlukla saatler veya günler sürer. İyileşme genelde kendiliğinde olur. İyileşme sonrasında kişi füg başlangıcı zamanı hatırlayabilir, ancak füg esnasında yaptıklarını hatırlamaz.
3. Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu (Çoğul Kişilik)

İki veya daha fazla birbirinden ayrı kimlik ve kişiliğin aynı kişide bulunması ve bu farklı kişiliklerin birbirinden farklı davranış, ilişki kurma biçimi ve tutumlar içine girmesi ile karakterizedir. Bu kimliklerden ya da kişilik durumlarından en az ikisi kişinin davranışlarını zaman zaman denetim altında tutar. Kişilik sayısı genelde 5-10 arasındadır. Bir kişilikten diğerine geçiş anidir. Hasta genelde diğer kişiliğe ve onun baskınlığı sırasında yaşadığı olaylara amnestiktir, hatırlamaz. Tedavide öncelikle farklı kimlikler ayrı ayrı tanımaya çalışılır, bozukluğa sebep olan travma değerlendirilir ve en son aşamada kimliklerin birleştirilmesini sağlamak gerekir.


4. Depersonalizasyon Bozukluğu

Kişinin kendi gerçeklik duygusundan ya da bedeninden ayrıldığı hissinin olduğu, ya da sanki bunları dışardan bir gözlemci gibi izlediği hissini yaşadığı, sürekli veya yineleyen yaşantıların olduğu bir bozukluktur. Bu yaşantısı sırasında kişinin gerçeği değerlendirmesi bozulmaz.


5. Başka Türlü Adladırılamayan Dissosiyatif Bozukluk

Uzun süre ve yoğun zorlayıcı ikna periyotlarına (beyin yıkama, düşünce değiştirme gibi) maruz kalan kişilerde belli derecelerde dissosiyasyon görülebilir.

Vikipedi'den alıntıdır.

Şizofreni; düşünüş, duyuş ve davranışlarda önemli bozuklukların görüldüğü, hastanın kişiler arası ilişkilerden ve gerçeklerden uzaklaşarak kendi dünyasında yaşadığı, genellikle gençlik çağında başlayan bir ruhsal hastalıktır.

Şizofreni kelimesi, Yunanca ayrık veya bölünmüş anlamına gelen "şizo" (schizein, Yunanca: σχίζειν) ve akıl anlamına gelen "frenos" (phrēn, phren- Yunanca: φρήν, φρεν-) sözcüklerinin birleşiminden gelir.[1] Anlatılmak istenen kişinin iki kişilikli olması değil, aynı anda iki farklı gerçekliğe inanmasıdır. "Gerçek gerçeklik" normal, sıradan bir insanın algılamasına denk düşerken, "ikinci gerçeklik" sağlıklı bir insanın anlayamayacağı, çoğu kez belli bir sisteme dayalı bir gerçekliktir.

Şizofreninin ömür boyu görülme sıklığı genel nüfusta %0,5-1'dir.[2][3][4] Ancak kan bağı olan akrabaları arasında şizofreni hastaları bulunanlarda, şizofreni görülme sıklığı genel toplumdan daha yüksektir. Şizofrenide genetik faktörlerin rolü iyi tanımlanmış olmakla beraber, bu hastalık yalnızca kalıtımsal faktörlerin değil, birçok koşulun bir araya gelmesi ile oluşur. Yani şizofreni genetik ve çevresel faktörlerin rol aldığı oldukça kompleks bir hastalıktır.

Günümüzde şizofreni tedavisinde çok yönlü bir yaklaşım yararlı bulunmaktadır. Güncel tedavide temelde antipsikotik ilaçlar kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra psikoterapiler ve diğer psikososyal yaklaşımlara da başvurulmaktadır. Antipsikotik ilaçların şizofrenide dopamin varsayımını doğrular biçimde dopamin üzerinden etki ettikleri düşünülmektedir. Hastalığın özellikle akut döneminde hastaların hastanede yatarak tedavi görmesi gerekebilir.

Bir çok alttipi bulunan şizofreni çok değişik gidiş ve sonlanış gösteren süreğen bir bozukluktur. Şizofrenide hastalığın gidişi her birey için farklı biçimde gelişebilir. Hastalığın popüler kültürdeki olumsuz imajına rağmen, hastaların çok büyük kısmı tedaviden fayda görebilirler. Ama hastaların yaklaşık %25-30'u ne tür sağaltım yapılırsa yapılsın belirgin bir iyileşme gösteremez ve ciddi yetiyitimleri olabilir.

Alıntı vikipedi'den...


Denizin üstüne düşen damlalardaki masum çırpınmalarla
yapılmayan şakaların,tanınmayan kimliklerin ağırlığı ile yürüyor yaşam
Şifanın ellerinde can veriyor batmış yelkovanların uğultusu
ve sen hala kardan adamları yıkıyorsun...

Ataman


BERBERDİ DERBEDER I

Derbeder Beyler Konağı'nda
oturmuş iki derbeder
Darbeden bezmiş ülkelerinde
Berberlik ederlerken sözcüklere
Saplandılar idealist söylemlere
İnsanın insanlaşması
hayvanlığı kabuldur
dedi, birinci derbeder.
Diğer derbeder onayladı hayvanlığını
Yaşam zincirinin halkaları ise insanlık
yaşamalıydı.
Üretmenin hayvanca sevişmek
olduğu bu savaşlı dünyada,
ikinci derbeder dedi
ölmeye doğarız sonuçta
Yaşanan anları mı değerli kılmalı
anları mı çoğaltmalı yaşamda
Camus demişti her şey absürd
Aptalca tutkulara mücadele etmek
Anlamsızdı sonuçta
İki derbeder bir konakta
usturayı bilerken tümcelerde
Aşk evreni sevmektir dedi birisi
Mücadele var insanlaşan toplumda
Kapitalizmin yalnızlaştırdığı
Abuk toplumumuzda
anlamsızlık ölmekte birleşmek anca...
Olmalı serin kahkalar,
felsefenin temel taşı olsa da insan,
önce hayvan
sonra devran.
Derbederler ezdi geceyi
güllerin solduğu akşam...


29.01.2007

Ataman


Yeni bir işe başlarken nasıl hisseder insan. Öncelikle bilinmezliğin çekiciliği ile tecrübenin durgunluğu aynı anda vardır. Bir yandan korkarken bir yandan kendinizi herşeye muktedir hissedersiniz. Mani gibi, yükselen duygu yoğunlukları elbette hastalıktan farkı bunu kontrol edebiliyor olmanızdır. Gerçi hastalık tanımı ile neyi kastettiğimiz de önemli. Hastalık demek için var olan bir olgunun yaşam kalitenizi düşürüyor olması gerekli değilmi. Hastalıklarla kendinizi kimliğinizi tanımlamıyorsanız var olan yaşamınız içindeki sürgit kaliteyi belirliyor.

Yeni bir işe başladım anlaşılacağı üzere. Bu diğerlerinden biraz farklı çünkü sabit ve düzenli bir gelir vaadetmiyor. Aslında para vaad edip etmediği de tartışılır. Ama ne yapıyor olursanız olun emek gerekiyor. Oturmak bile bir eylem değilmi. Kaslarınızı düzgün kumanda edemezseniz oturamazsınız. Evet ne diyordum emek istiyor. Sokaklarda olmak hoş bir duygu, sıkıcı, eğlenceli ve dün için geçerli, fazla yağmurluydu. İşi de bir hipomani durumuna soktum ya yapacak birşey yok.

Blog tutmanın en güzel yanı bu sanırım nasılsa benden başka kimse okumuyor diye istediğimi yazıyorum:)


Evet, dün başladığım araştırmalarım küçük çaplı bir mani yaşadığımı gösteriyor. Duygu durumumdaki çalkalanmanın son zamanlardaki yaşam akışımdaki değişmeye tepki olarak ortaya çıktığını keşfetmiş bulunuyorum:) Kendime sorduğum sorulardan ilki ne değiştiği idi. İş konusunda yaptığım atraksiyon gereği, sosyal olmam sokakta olmam ve fazla konuşmam gerekiyordu. Beyin çok ilginç bir mekanizma. Kendi dinamikleri içinde çalışıyor ve farketmezseniz sizi istediğiniz yöne bildikleri ile sürükleyiveriyor.

Sevgilim dün, bendeki durumu internet ve kutsal bilgi kaynağı ekşi de ararken ilginç, bildiğimiz ama farketmek için yaşamak zorunda olduğumuz bilgileri karıştırdı. Ortaya çıkan durumdan çok hoşnut olduğumu söyleyemem yaptıklarımı bilinçli ve tercih ederek yapmayı tercih ederdim.

Bugün daha az çalkantı var. Çoşku ve öfke karışık ama hafif şiddette devam ediyor. Yarın sokağa çıktığımda daha şiddetlenecek ama bu sefer bilerek yaşamanın farkı ile elbette.


Başlığa bakınca insan bilimsel bir makale bekliyor. Ama bu sefer alıntı değil son zamanlarda yaşadığım bir durumu anlatacağım. Sabah kalktığınızda anlamsız bir
neşe duyup sonraki on dakika boyunca öfkelendiğiniz ve sonrasında yine sanki hediye almışçasına sevindiğiniz oldumu hiç. Son on gündür bu şekilde yaşıyorum. Yaşamımda neyin yanlış gittiğini bulmak için iyi bir neden.

Kendimi bildiğim ergenlik çağından beri, ölüme olan büyük yürüyüşün farkında oldum. Bu yüzden günümü yarınım yokmuşçasına yaşar, Sonsuzluk kadar uzun yapacaklarım listesi yaparım. Son zamanlarda günü yaşamak konusunda sıkıntı başgösterdi, sürekli yarınlar için plan yapmak zorunda hissediyorum kendimi. Büyük bir mutsuzluk ve umutsuzluk kaplıyor içimi, Sonrasında aynı nedensizlikten ötürü, Büyükte bir umut.

Bugünden itibaren günlük olarak bir hafta duygu durumumla ilgili bir günlük tutmaya karar verdim bugün ilk gün başı.

Sabah yine endişeli kalktım, Gördüğüm karmaşık rüyaları anımsayamama verdim endişemi ve kalktım giyindim. Sigara ile birlikte endişe yerini mutluluğa bıraktı. Kahvaltı hazırlarken öfkeliydim. Kahvaltıda sakin, şimdi ise yine huzursuzum.

Akşam günü yazacağım.

Neşeli koyunlar diyarında
Üflenirken kaval
Çoban, gözlerinde
kırkılan yünlerden
Başlığında sıcak ateş alazları
sırtüstü yuvarlandı
hayvanlar canhıraş seslere
topluca koştular

Yer yarıldı
Gaia sezaryen olurken
Topuzu ile fırladı topraktan
Burnu kadar çirkin
Çoban'a baktı
Çoban sırtüstü düşlerde
Görmedi
Lindo Anka'ya
koşarken

Lindo topuzunu yere vurdu
yarılan topraktan
baş veren su
Irmak oldu
Koyunları aldı
Çoban bir daha
Asla
Kaval çalmadı...


11.05.09

Orpheus...

Siyah Ellerini Açlığa Uzattı

Televizyonda haberler var. Televizyonun karşısındaki aile yemek masasında. Ev emekçisi kadın çorba pişirmiş. Aile bireyleri çorbalarını içiyor. Şu anda pek çok ailenin bireyleri gibi zengin olmasalarda yiyecekleri var.

Aile'nin üç yaşındaki kızı sofraya oturmamakta ısrar ediyor. Televizyonda Somali'deki açlık rakamları üzerine, haberi okuyanın terbiyeli sesi, bilgi veriyor. Evin sokaktaki çalışan bireyi televizyonu gösteriyor küçük kıza. Kötü niyetsiz, “Bak, onlarda yemek yememiş.” diyor.

Bir fıkrada anlatıldığı gibi. Limuzinden çok zengin olduğu anlaşılan bir kadın iner. Sokağın ayazında derisindeki tüm hücreleri tüşüyen bir evsize yaklaşır. Bin arabaya der. Evsiz bir lokma sıcak yemek düşüyle arabaya biner. Büyük bir eve gelirler. Sıcak bir odada, kadın evsize “Soyun” der. Evsiz sevinsin mi üzülsün mü bilemez. Çıkarır üstündekileri, iç çamışırlarıyla kalır. Korkulu gözlerle kadına bakarken kadın gider ve odanın kapısını açıp, iki küçük oğlan çocuğunu içeri alır. Evsiz'i göstererek “Yemek yemezseniz işte bu adam gibi olursunuz” der.

Türkiye'de doğan çocuklar, diğer geri kalmış(bıraktırılmış) ülkelerdeki çocuklar gibi, doğdukları andan itibaren ülkelerinin dış borçlarına katılan birer ödeme rakamı haline geliyor. Artı değere bir birey daha.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde, en temel hak “İnsanın yaşama hakkıdır.” deniyor. Bilimsel gerçeklik bize su içmezsek, yemek yemezsek, yaşamımızı sürdüremeyeceğimizi söylüyor. İktidar ki kimin elinde olduğu farketmeksizin, ölmeyecek kadar tayınımızı temin ediyor. Feodal insanlar arası ilişkilerin hala Türkiye'de sürüyor olması burada yaşayan bireyleri ayakta tutuyor.

Kapitalizm. Özgürlükler dünyası. Televizyonda açlıktan ölen bir somali li çocuğu görme özgürlüğü. Vurdumduymazlık özgürlüğü. Kimliksiz, sıradan yaşama ve dünyadan sessizce, hiç varolmamışçasına gitme özgürlüğü.

Üç yaşındaki kız televizyona gidiyor. Somali li kız kardeşini televizyonun soğuk camından seviyor. Siyah ellerini açlığa uzatan kıza, minik elleriyle “Merhaba” diyor. Borçlu doğsada adeta gerçek borcun insan olmak olduğunu haykırıyor. Sofraya bakıyor, sonra yine yememekte ısrar ediyor.

Televizyonda şimdi reklamlar var.

Orpheus...

Özet: Fiziksel, zihinsel ve duygusal yönden pek çok farklılıklar
gösteren insanlar, bunun sonucunda olayları ve olguları da farklı sekilde
yorumlarlar. Bu farklılıklar kisiligin temelini olusturur. Kisilik insanların
çevreyle iliskilerini etkiler ve duygu, düsünce ve davranıslarına yön verir. A tipi
davranıs biçimine sahip birey asırı rekabetçi, sabırsız, kendisini isine adamıs ve
zamana karsı duyarlıdır. B tipi davranıs biçimine sahip bireyse, zamanla daha az
çatısma halinde, yasama karsı daha dengeli ve rahat bir yaklasım içersindedir.
Bu çalısmada, A ve B tipi kisilik yapısı ile bir takım degiskenler arasında iliski
arastırılmıstır. Sonuçta, bu degiskenlerden ailenin gelir düzeyi ve ailenin ikamet
ettigi yer ile A ve B tipi kisilik yapıları arasında anlamlı bir iliski bulunmustur.
Bundan baska kisilik yapısı ile; cinsiyet, bitirilen lise türü, üniversitede ögrenim
görülen okul gibi demografik, çevresel ve sosyal degiskenler arasında iliski
gözlenmemistir.
Anahtar Kelimeler: Kisilik Yapıları, A ve B Tipi Kisilik Yapısı,
Kisilik Yapıları ve Bireysel Faktörler
Abstract: Individuals who naturally differ from many aspects such as
mental, physical, and emotional also interpret events differently. These
differences form the essence of ones’ ‘personality.’ Personality effects an
individual’s relations with his environment and directs his emotions, thoughts
and behavior, too.Type A individuals are extremely competitive, highly work
oriented, impatient and sensitive to time. Type B individuals are with less
conflict with both other people and time and have a more balanced and relaxed
life style. This study attempts to explore the relations between Type A and Type
B personality characteristics and some variables. It has been found that there
exist significant relations between Type A and Type B personality and level of
family income and the place where family reside (village, town, and city).
However, the study found no significant relations between the Type A and Type
B personality characteristics and some demographic, environmental and social
variables including individual’s sex, the type of schools he graduated.
Keywords: Personality Characteristics, Type A and Type B
Personality Characteristics, Personality Characteristics and Individual Factors
I. Giris
İnsanların düsünce sekilleri, davranıs biçimleri, duyguları, dıs
görünüsleri, yetenekleri, olayları algılama biçimleri ve bu olaylara ve olgulara
karsı tepkileri hep farklıdır. Bu farklılıklara çogunlukla kisilik özellikleri neden
olur. Aynı olay karsısında üç farklı kisinin üç farklı tepki göstermesinin
temelinde de kisilik yatmaktadır. Aynı çevrede yetisse, aynı egitimi alsa ve aynı
kültürel ortamdan gelse de insanlar arasında bir takım yaklasım farklılıklarının
oldugu görülür. Kisilik insanların çevreyle iliskilerini etkileyen, iç dünyasına ve
davranıslarına yön veren önemli bir etkendir.

Kisilik yapısı ve bunu etkileyen unsurların ortaya konması, bireyin
sahip oldugu kisilik biçimine göre yasantısı boyunca seçeneklerini belirlemede
ve kararlarını almada ona yardımcı olacaktır. Bu sekilde birey kendisini daha iyi
tanıyacak, çevreyle iliskilerini daha saglıklı bir zemine oturtacak, tutum ve
davranıslarına yön verme noktasında önemli bir avantaja sahip olacaktır.
Kisilikle ilgili olarak bilimciler tarafından pek çok farklı yaklasım
gelistirilmistir. Bu çalısmada kisilik yapılarını A ve B tipi kisilik yapısı seklinde
ele alacagız. Çalısmanın teorik kısmında; kisiligin tanımı, kisiligi olusturan
faktörler, kisiligin temel özellikleri, A ve B tipi kisilik yapısı seklinde konular
ele alınmıstır. Uygulama kısmında ise A ve B tipi kisilik yapısı ile bir takım
degiskenler arasındaki iliski arastırılmıstır.
II. Kisiligin Tanımı
Kisilik teriminin Latince'deki kisi "persona" sözcügünden geldigi ileri
sürülmüstür. Persona sözcügünün asıl anlamı Latin dilinde, tiyatro
oyuncularının kullandıgı "maske"dir. Oyun sırasında yüz maskenin altında,
dolayısıyla konusma ya da sarkılar maskenin içinden çıkıyordu. Bu sekilde
"persona" sözcügü ile kisiler arasındaki fark anlatılmak istenmistir (Yanbastı,
1990: 9).
Kisiligi, belirli bir bireyin zihinsel ve bedensel özelliklerinde görülen
farklılıklar ve bu farklılıkların kisinin davranıs ve düsüncelerine yansıyıs biçimi
olarak tanımlamamız mümkündür (Erdogan, 1991: 236). Kisilik bir kisimin
veya kisilerin girdikleri davranıslarının yapısal ve dinamik özelliklerini gösterir
(Arkonaç, 1998: 379). Bir insanın bütün ilgilerinin, tutumlarının, yeteneklerinin,
konusma tarzının, dıs görünüsünün ve çevresine uyum biçiminin özelliklerini
içeren bir terimdir. Diger bir husus da kisiligin kendine özgü ve ahenkli bir
bütün olmasıdır. Öyle ki, bir insana iliskin her nitelik, o insanı anlamada bize
bir ip ucu verir. Kisinin bellegi, dıs görünüsü, sesi ve konusma tarzı, tepkisi,
ilgileri vb. gibi pek çok özelligi bu bireyin kisiligi hakkında bize bir takım
veriler saglar (Baymur, 1994: 253). Kisilik kavramı benzer durumlara verilen
tepkilerdeki bireysel farklılıkları ve farklı durumlarda oldukça tutarlı olan
davranısları anlamamıza da yardımcı olur. Bir bakıma kisilik, birey ile çevresi
arasında bir uyum olusturur. Bireyin geçmis deneyimlerine özel uyumunu ve
simdiki toplumsal ve fiziksel çevresini degerlendirmesini saglar (Onur,
2000:183).
III. A Tipi ve B Tipi Kisilik Yapısı
A. A Tipi Kisilik Yapısı
A tipi ve B tipi kisilik ilk olarak iki kardiyolog Meyer Friedman ve
Rosenman tarafından gözlemlenmistir. Fikir ilk defa, oturma odasının
sandalyelerini tamir eden dösemecinin sandalyelerin çogunun sadece önden
yırtıldıgını söylemesi üzerine ortaya çıktı. Bu durumdan, iki kardiyolog da kalp
hastalarının çogunun endiseli olduklarını ve otururken zor zamanlar
İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt: 19 Nisan 2005 Sayı: 1 277
geçirdiklerini anladılar. Bu gözlemi baslangıç noktası olarak kullanan ve kendi
klinik uygulamalarını da temel alan Friedman ve Rosenman hastalarının iki çok
farklı davranıs model tipi sergiledigi sonucuna vardılar. Arastırmaları onları
farklılıkların kisilik esaslı oldugu sonucuna götürdü (Moorhead/Griffin, 1992:
463).
A tipi davranıs biçimine sahip birey asırı rekabetçi, kendisini isine
adamıs ve zamana oldukça duyarlıdır. Bundan baska bu birey agresif, sabırsız
ve ise çok fazla yöneliktir. Pek çok güdüye sahiptir ve mümkün oldugu kadar
çok kısa sürede ve mümkün oldugu kadar çok fazla basarılı olmak istemektedir
(Moorhead/Griffin, 1992: 463). Zaman baskısından hoslanır ve aceleci tavır
takınarak kendini sürekli bir seyler yapmak zorunda hisseder. Zamanını çok iyi
yönettigi söylenemez (Aytaç, 2002). Tatilde bile hareketsizligi sevmez, çabuk
olmayan insanlara kızar ve oldukça yogun çalısır ve mesai arkadaslarından da
aynı seyi bekler. Kendini çogu zaman baska insanlara göre daha enerjik
hisseder. Beklemeye hiç tahammülü yoktur. A tipi bireye karsı açık olunması,
hosgörü gösterilmesi, güveninin kazanılması, anlamsız rekabete girilmemesi bu
tip kisilerle iliskide yararlı olacaktır (Turul, 2000).
A tipi davranıs biçimine sahip bir yasantı günümüzün modern yasama
biçimi ile tesvik edilen ve ödüllendirilen bir tavırdır. Çünkü, çevrelerindeki
insanlardan daha hızlı ve saldırgan olarak düsünen, konusan, hareket eden,
yasayan ve hatta oynayan insanlara dünyada bundan önce hiç görülmedigi
biçimde deger verilmektedir. A tipi davranıs biçiminin temel özelliklerini
asagıdaki sekilde sıralamak mümkündür (Baltas/Baltas, 2000: 147-148):
1. Hareketlilik: A tipi davranıs biçimini benimsemis bir kisinin kesin bir
konusma tarzı vardır. Bu kimseler konusmalarını belirli bir noktaya yönelik
sürdürürler ve bazı kelimeleri patlayıcı olarak vurgular, sık ve kuvvetli jestlerle
konusurlar. Cümleler arasında kuvvetli nefes aralıkları bulunur.
2. Dürtü ve İhtiras: A tipi davranıs biçimine sahip kisiler, kendileri ve
baskaları için yüksek bir beklenti düzeyleri koyar ve bunun gerçeklesmemesi
durumunda büyük ölçüde rahatsızlık duyarlar. Bu kimseler basarıların az ve
kısa mutluluk verdigi, harekete yönelik insanlardır.
3. Rekabet, Saldırganlık ve Düsmanlık Duyguları: A tipi davranıs
biçimi içindeki birey, kendisi ve baskalarıyla sürekli bir yarıs içindedir.
Kendilerini zaptetmek için gösterdikleri gayrete ragmen, düsmanlık ve öfke gibi
duygu ve davranısları kolayca ortaya çıkartılabilir.
4. Tek Açılı Kisilik: A tipi davranıs biçimine sahip bir kisi, çogunlukla
kendisi ile mesgul ve “benmerkezci”dir. Bu kimseler büyük çogunlukla, hayatın
diger cephelerini ve ailelerini ihmal edecek ölçüde kendilerini islerine
vermislerdir.
‘A tipi’ kisilik ile ülser, kalp hastalıkları ve yüksek tansiyon arasında
yüksek iliskiler bulunmustur. Çok azımız tümüyle ‘A tipi’ ya da ‘B tipi’
özellikleri tümüyle tasırız. Ancak bu özellikleri göstermeye yaklasırız. ‘A tipi’,
davranıslar sürekli zamanla yarısan ve sabırsızlık duygusu içinde olan
278 Ufuk DURNA
insanlarda görülür. ‘A tipleri’ sabah ise gitmek üzere kapıdan fırlarken,
kahvesini bir dikiste içen, çok seyi bir anda yapmaya çalısan kisidir. Ses tonları,
hareketleri, yasadıkları telası ortaya koyar. Asırı derecede gergin bedensel
hareketleri vardır. Rekabetçi, öfke ve düsmanlık egilimi olsa da her zaman
ortaya konulmaz. (muttrafik.8m.com)
A tipi kisilige sahip kimseler bir arkadaslarını ziyarete veya doktora
gittikleri zaman bile telefonla is görüsmesi yaparlar. Doktora çok seyrek olarak
giderler. Bu kimseler bir ruh saglıgı uzmanına neredeyse hiç gitmezler.
Çogunlukla geçimi zor insanlardır. Çevrelerindeki insanların problemleriyle
vakit kaybetmek istemedikleri için çevrelerine sevimsiz göründükleri çok olur.
Sevilmek yerine kendilerine saygı gösterilmesini tercih ederler. Bu kisiler isten
çıkarılmıssa, bu hiçbir zaman kisisel basarısızlık sebebiyle olmayıp, is
arkadasları veya amirlerle olan kisilik çatısması nedeniyledir. Bu kimseler tütün
kullanıyorlarsa – ki çogunlukla kullanırlar – sigara içerler. Pipo içene pek
rastlanmaz, çünkü pipo ile zaman kaybedemeyecek kadar sabırsızdırlar.
Herhangi bir yerde özellikle restoranda bekletilmekten nefret ederler.
Yemeklerinin tadına bakmadan tuz atar, büyük bir aceleyle yerler. Kendilerine,
saglıklarına ve tatile çok az zaman ayırırlar. Karsılarındaki insanın sözünü
bitirmesini sabırsızlıkla beklerler. Bu bekleyis sırasında sözü onların yerine
tamamladıkları veya onların sözünü keserek, araya o sırada akıllarına geleni
soktukları çok olur. Konusmaları “hiçbir zaman, daima, mutlaka” gibi kesin
ifadelerle doludur. Duygusal tükenme, kendine zarar verme egilimi, tehlike ve
asırı riske girme gibi çogu zaman kendisinin de farkında olmadıgı bir takım
saklı özellikleri bulunmaktadır. (Baltas/Baltas, 2000: 153-154-254).
B. B Tipi Kisilik Yapısı
B tipi davranıs biçimine sahip bireyse, tersine daha az rekabetçi, isine
kendisini daha az adayan ve zamana karsı daha az duyarlıdır. Bu tür insanlar
zamanla daha az çatısma halindedir ve yasama karsı daha dengeli ve rahat bir
yaklasım içersindedir. Kararlı bir hızda çalısır ve kendini daha fazla güven
içinde hisseder. B tipi kisinin A tipi kisiden daha çok ya da daha az basarılı
oldugu söylenemez (Moorhead/Griffin, 1992: 463).
‘B tipi’ özellikler daha rahat, uysal, az rekabetçi ve daha az saldırgandır.
Zamanla daha az yarısırlar, bos zaman etkinliklerine daha çok fırsat tanırlar. Bu
tür davranısların istenirse degistirilmesi olanaklıdır (muttrafik.8m.com). B tipi
insanlar katı kurallardan arınmıs ve esnektirler. Basarı konusunda asırı hırslı
degildirler. Çok kolay sinirlenmez ve tedirgin olmazlar. Yaptıkları isten zevk
almayı bilirler. İslerinde rahat olmaları onlarda suçluluk duygusu olusturmaz,
sakin ve düzenli çalısırlar. Çevresinden ve kendisinden emin kisilerdir (Güney,
2000: 446).
İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt: 19 Nisan 2005 Sayı: 1 279
C. A Tipi ve B Tipi Kisilik Yapılarının Karsılastırılması
Friedman ve Rosenman insanların tamamen saf bir sekilde A tipi ya da
B tipi olamayacagını, bunun yerine bu iki tipten birine karsı daha fazla egilimli
olabileceklerini ifade etmislerdir. Bu durum Sekil 1’de açıkça görülmektedir.
Sekilde A ve B tipi kisilik özellikleri ayrı ayrı sıralanmıstır ve iki dairenin
kesistigi yerler bu iki tipin ortak alanını olusturmaktadır. Örnegin bir kimse
çogu zaman A tipi kisilik özelliklerini sergilemektedir, ancak bir anda kısa bir
süre için sakin ve durgun olabilir ve bazı durumlarda zamanı bile unutabilir
(Moorhead/Griffin, 1992: 463).
Sekil 1: Tip A ve Tip B Kisilik Özellikleri
Friedman ve Rosenman tarafından A tipi ve B tipi kisilik farklılıkları
üzerine ilk zamanlarda yapılan arastırmalarda çarpıcı bulgulara ulasıldı.
Özellikle A tiplerinin B tiplerinden daha fazla koroner kalp hastalıklarına maruz
kaldıkları üzerine tartısmalar yapıldı. Bununla birlikte son yıllarda diger
bilimciler tarafından takip eden arastırmalar, A tipi davranısla kalp hastalıkları
arasındaki iliskinin tam olarak paralel olmadıgını isaret etmektedir
(Moorhead/Griffin, 1992: 463-464). Friedman ve Rosenman 3500 kisi üzerinde
8.5 yılı askın bir süre çalısmıs ve A tipindeki kisilerin kalp hastalıgına daha
egilimli oldugu, ikinci bir kalp krizine egilimin bes kat daha fazla oldugu ve B
tipi bireylerle karsılastırıldıgı zaman kalp krizinin iki kat daha fazla tehlikeli
oldugu sonucuna varmıslardır. Jenkins, 3000 kisi üzerinde yaptıgı çalısmaya
göre, kalp damarlarının kan pıhtısı ile tıkanmasından ızdırap çeken 133 kisiden
94’ünü açıkça A tipi olarak tesbit etmistir (Simsek vd., 2001: 222).
2 Kasım 1988’de “Demir Mike” olarak adlandırılan ve Chicago Bears
Amerikan Futbol takımının koçu olan Mike Ditka kalp krizi nedeniyle
hastaneye kaldırılmıstı. ESPN televizyon kanalında yapılan bir röportajda
Ditka’nın sigara, asırı yeme – içme, hareketsizlik gibi kalp krizine neden olan
genel fiziksel risk faktörlerinden hiç birine sahip olmadıgı anlatılmıstı. Onun tek
bir risk faktörü vardı, bu da psikolojikti, yani A tipi davranıs biçimine sahipti
(Sdorow, 1998: 586).
Nedenler açık olmasa da son bulgular, A tiplerinin bilinenden çok daha
karmasık olduklarını belirtmektedir. A tipleri Sekil 1’deki davranısları
sergilemekle kalmaz, depresyon altında ve düsmanca bir tutum da
sergileyebilirler. A tipi davranıs özelliklerinden herhangi birisi ya da bu
davranısların bir bilesimi, kalp sorunlarıyla kisiyi karsı karsıya bırakabilir
(Moorhead/Griffin, 1992: 463-464).
Yöneticilerin büyük çogunlugu A tipi kisilige sahiptir. Yapılan bir
çalısmada yöneticilerin % 60’ının A tipi, buna karsılık % 12’sinin B tipi oldugu
tesbit edilmistir (Luthans, 1995: 303). A tipi kisiligin, organizasyon içinde
herhangi birinin yükselmesine yardımcı olan en uygun yol oldugu ileri
sürülmektedir. A tipi bireylerin yöneticilik mevkilerine yükselebilmelerine
ragmen, en basarılı tepe yöneticilerin B tipi oldugu bazı arastırmalarda iddia
edilmektedir. Bir karar verirken sakin ve rahat olmak basarı ve verimliligi
arttırabilmektedir. Ayrıca A tipi yöneticiler için degisiklik yapmak veya bir
problemin varlıgını kabul etmek kusurdur. Bu durum da verimsizlige neden olur
(Simsek vd., 2001: 222-223). Üst düzeydeki yöneticilik pozisyonları için
yapılan mücadelelerde, çok kere A tipi kisilikler, B tipi kisiliklere yenilirler.
Çünkü içinde bulundukları siddetli rekabet duygusu ve ihtiras görüs alanlarını
daraltır, zekalarından gerektigi ölçüde yararlanmalarını engeller. Günler içinde
alınması gereken bir karar, hızla birkaç dakika içinde alınabilir. Bu durum da
taktik ve stratejik hataların ortaya çıkmasına sebep olabilir. (Baltas/Baltas,
2000: 154). Yöneticilerin dısında satıs elemanı, uzman personel ve sekreterlerde
A Tipi kisilige daha yüksek bir oranda rastlanmaktadır. A Tipi kisiler (Luthans,
1995: 303).
1. İsi bitirme baskısı altında, zor kosullarda uzun müddet çalısırlar.
2. Çogu zaman eve is getirirler, geceleri ve hafta sonları çalısırlar,
dinlenmeyle araları pek iyi degildir.
3. Sürekli kendileriyle ve baskalarıyla rekabet halindedirler.
Kendilerine ulasılması güç standartlar koyarlar.
4. Zor is kosulları yüzünden engellenme egilimine girebilir,
baskalarının çalısma sekillerine kızabilir ve bazen denetçiler
tarafından yanlıs anlasılabilirler.
İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt: 19 Nisan 2005 Sayı: 1 281
Tablo 1: A ve B Tipi Kisilik Yapıları (Luthans, 1995: 304)
A Tipi Kisilik Yapısı B Tipi Kisilik Yapısı
Daima eylem halindedirler. Zamanla ilgileri pek yoktur.
Hızlı yürürler. Sabırlıdırlar.
Hızlı yerler. Övünmekten hoslanmazlar.
Hızlı konusurlar.
Sabırsızdırlar.
Oyunları ve sporları kazanmak için
degil eglenmek için yaparlar.
Bir anda iki sey yaparlar. İçleri rahat bir sekilde dinlenirler.
Bos zamanları pek yoktur.
Sayılara karsı saplantılıdırlar.
İsi hemen bitirme baskısı altında
degildirler.
Sayılarlar basarıyı ölçme
egilimindedirler.
Yumusak baslıdırlar.
Agresifdirler. Asla acele etmezler.
Rekabetçidirler.
Sürekli zaman baskısı altındadırlar.
A tipi davranıs biçimi uygun terapi programlarıyla degistirilebilir ve bu
davranıslarını azaltabilen kisiler koroner kalp hastalıkları riskini azaltabilirler.
Bilissel ve davranıssal bir teknikler bilesimi A tipi davranısı etkin bir biçimde
azaltabilir. Kullanılan tekniklerde bu kisilere hiçbir sey yapmayarak ve normal
zamanlarda düsünmeye fırsat bulamadıkları seyleri düsünerek, insanları
seyrederek ya da bir yabancıyla konusarak vakit geçirmeleri söylenir (ki bu
durumu A tipi kisiler son derece rahatsız edici bulur). Bu tedavi teknikleri
baskalarına öfkelenmeden kendini ifade etmeyi ve bazı kendine özgü
davranısları (baskalarının sözünü kesmek, hızlı konusmak ya da hızlı yemek
yemek gibi...) degistirmeyi kapsamaktadır. Sonunda bu kisiler ev ve isyerlerini
daha az stres olusturucu hale getirmenin yollarını bulmaktadırlar (Atkinson vd.,
1996: 509 – 518).
Friedman ve Rosenman’ın çalısmaları nedeniyle çogu zaman A Tipi
kisilerin kalp krizi gibi stresin en kötü sonuçlarına maruz kaldıkları
düsünülmekteydi. Son zamanlarda yapılan bazı çalısmalar bu bulguları pek
dogrulamamaktadır. Örnegin A Tipi kisilerin, B Tiplerine göre stresle çok daha
iyi bas edebildikleri ifade edilmektedir. A Tipi’nin karakteristik özelligi olan
sabırsızlıktan daha çok, kızgınlık ve düsmanca hisler kalp problemlerine neden
olmaktadır. İskolik olma, acele etme ve insanların sözünü yarıda kesme kalp
için çok fazla sorun olmamakta, asıl sorun asırı derecede sinirlenme ve
düsmanca hisler beslemekten kaynaklanmaktadır. (Luthans, 1995: s. 304).
IV. A Tipi ve B Tipi Kisilik Yapılarını Etkileyen
Faktörlerle İlgili Bir Arastırma
A. Arastırmanın Önemi
İnsanların kisilik özellikleri, davranıs biçimlerini, baskalarıyla
iliskilerini, çevreyi ve dıs dünyayı algılama sekillerini ve içinde bulundukları
psikolojik durumu yakından etkilemektedir. Kisilik arastırmaları insanların
kendilerini daha iyi tanımalarına, mesleki gelismelerine, sosyal yasantılarında
çevreye daha uyumlu hale gelmelerine katkıda bulunabilmektedir. Özellikle
kisilik biçimlerinin ve bunları etkileyebilme potansiyeline sahip çevresel ve
kisisel niteliklerin belirlenmesi bireylerin kendilerini daha iyi tanıyıp, basarılı ve
huzurlu bir yasam geçirmelerine katkıda bulunabilecektir.
B. Arastırmanın Amacı
Arastırmamızın amacı, üniversite ögrencilerinin A ve B tipi kisilik
özelliklerine göre kisilik yapılarının belirlenmesi ve bu kisilik yapıları ile bir
takım degiskenler arasındaki iliskinin ortaya konmasıdır. Bu degiskenler;
ögrencinin cinsiyeti, bitirdigi lise türü, üniversitede ögrenim gördügü okul,
ailesinin gelir düzeyi, ailesinin ikamet ettigi yerden olusmaktadır. Bu
degiskenlerin ögrencinin kisilik yapısı üzerine etkileri arastırılmıstır. Bu sekilde
A ve B tipi kisilik biçimlerini etkileme potansiyeline sahip degiskenler
belirlenmeye çalısılmıstır.
C. Veri Toplama Yöntemi
Arastırmada veri toplama yöntemi olarak anket kullanılmıstır. Anketler
üniversite ögrencileri tarafından yüz yüze görüsülerek cevaplandırılmıstır.
Anket Formu iki bölümden olusmaktadır. Birinci bölümde, ögrencinin
cinsiyeti, bitirdigi lise türü, üniversitede ögrenim gördügü okul, ailesinin gelir
düzeyi, ailesinin ikamet ettigi yer gibi sorular yer almaktadır.
İkinci bölümde, arastırmanın kuramsal yapısına uygun biçimde
ögrencilerin kisilik yapılarını ölçmeye yönelik 20 adet sorudan olusan bir ölçek
yer almıstır (Moorhead ve Griffin, 1992: 465; Baltas ve Baltas, 2000: 148-150).
Nitekim bu bölümde, ögrencinin kisilik yapısını belirlemek için; gündelik
davranısları, alıskanlıkları, zamana karsı tutumları, çesitli kosullar altında
takındıkları tavırları, çevreyle iliskileri, kisisel özellikleri hakkındaki duygu ve
düsünceleri gibi çesitli konular ele alınmıstır. Anket içinde bu konular yargılar
seklinde yer almıs olup, cevaplayıcıdan “daima dogru”, “genellikle dogru”,
“fikrim yok”, “nadiren dogru” ve “asla dogru degil” seklindeki seçeneklerden
birisini isaretlemesi istenmistir. Arastırmada temel ölçekleme yöntemi olarak
“Likert Ölçegi” kullanılmıstır. Arastırma 03. 06. 2003 ile 05. 07. 2003 tarihleri
arasında yapılmıstır.
İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt: 19 Nisan 2005 Sayı: 1 283
D. Arastırmanın Sınırlaması ve Örneklemi
Arastırma Nigde Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ve
Nigde Meslek Yüksekokulu’ndaki ögrencilerle yapılmıstır. Arastırmada
ögrencilerin kisilik yapılarına etki edebilecegi düsünülen ögrenim yılları farklı
(biri dört yıllık, digeri iki yıllık okul) özellikle seçilmistir. Arastırmanın ana
kütlesini bu iki okulun ögrencileri olusturmaktadır. Bu okulların toplam ögrenci
sayıları ve arastırmada yer alan ögrenci sayıları Tablo 2’de görülmektedir.
Ancak arastırmada yer alan ögrencilerin tamamı bütün sorulara cevap vermeyip
özellikle anketin ilk bölümündeki (ailenin gelir düzeyi, ikamet edilen yer gibi)
bazı soruları bos bıraktıgı için bu sorularla ilgili yapılan analizlerde ögrenci
sayısı düsmektedir. Arastırma bütün bir ana kütle üzerinde yapılmamıstır. Bu
ana kütleden bir örnek kütle alınmıstır. Ana kütlenin toplam hacmi 3255, örnek
kütle hacmi ise 378’dir. Örnek kütlenin ana kütleye oranı % 12’dir. Örnek kütle
seçiminde gerekli temsil yetenegini tasıması için Olasılık Örneklemesi
Teknigi’nden, Yalın Rastlantılı Örnekleme Yöntemi seçilmistir. İktisadi ve İdari
Bilimler Fakültesinin toplam ögrenci sayısı 1143 ve arastırmada yer alan
ögrenci sayısı da 135’tir. Yani fakültedeki toplam ögrencilerin % 12’si
arastırmada yer almıstır. Meslek Yüksekokulunun toplam ögrenci sayısı 2112
ve arastırmada yer alan ögrenci sayısı da 243’tür. Yani bu okuldaki toplam
ögrencilerin yine % 12’si arastırmada yer almıstır. Arastırmada yer alan kız ve
erkek ögrencilerin oranı, toplam ögrenci içindeki kız ve erkek ögrenci oranına
oldukça yakındır.
Tablo 2: Arastırmada Yer Alan İki Okuldaki Ögrenci Sayıları
Cinsiyet
Arastırmadaki
Cinsiyet Dagılımı
Okul
Erkek Kız
Topl.
Erkek Kız
Arastırmadaki
Topl. Ögrenci
Sayısı
İ.İ.B.F. 716 427 1143 81 54 135
% % 63 % 37 %100 % 60 % 40 % 100
M.Y.O. 1219 893 2112 132 111 243
% % 58 % 42 %100 % 54 % 46 % 100
Toplam 1935 1320 3255 213 165 378
% % 59 % 41 %100 % 56 % 44 % 100
E. Arastırma Modeli ve Hipotezleri
Arastırmada kullanılan ölçek içerisinde A ve B tipi kisilik yapılarına
göre ögrencilerin bulundukları konum belirlenmistir. Bu konum ögrencilerin
ankete verdikleri “daima dogru”dan “asla dogru degil”e kadar verdikleri
cevapların puanlamasıyla ortaya çıkmıstır. Ögrencilerin bu ölçek içersinde
agırlıklı olarak yer aldıkları konumla; ögrencinin cinsiyeti, bitirdigi lise türü,
üniversitede ögrenim gördügü okul, ailesinin gelir düzeyi, ailesinin ikamet ettigi
yer, samimi oldugu arkadas sayısı, anne ve babasının egitim düzeyi arasındaki
iliskiler arastırılmıstır.
Arastırmada yer alan hipotezler asagıda sıralanmıstır:
1. H1: Ögrencilerin A ve B tipine göre ayrımlanan kisilik yapıları ile
cinsiyetleri arasında anlamlı bir iliski vardır.
2. H1: Ögrencilerin A ve B tipine göre ayrımlanan kisilik yapıları ile
bitirdikleri lise türü arasında anlamlı bir iliski vardır.
3. H1: Ögrencilerin A ve B tipine göre ayrımlanan kisilik yapıları ile
ögrenim gördükleri okul arasında anlamlı bir iliski vardır.
4. H1: Ögrencilerin A ve B tipine göre ayrımlanan kisilik yapıları ile
ailelerinin gelir düzeyi arasında anlamlı bir iliski vardır.
5. H1: Ögrencilerin A ve B tipine göre ayrımlanan kisilik yapıları ile
ailelerinin ikamet ettigi yer arasında anlamlı bir iliski vardır.
F. Veri Analiz Yöntemi
Arastırmada yer alan verilerin analiz edilmesinde SPSS 9.0 for
Windows paket programı kullanılmıstır. SPSS 9.0 for Windows programında
verilerin güvenirlik analizi yapılmıstır. Arastırmanın güvenirlik degeri
,7139’dur. Çok degiskenli ölçeklerin güvenirligini ölçmede kullanılan
Cronbach’s Alpha degeriyle güvenirlik test edilmistir. Arastırmada yer alan
hipotezlerin analizinde de “ki kare testi” kullanılmıstır.
G. Hipotezlere İliskin Bulgular
“H1: Ögrencilerin A ve B tipine göre ayrımlanan kisilik yapıları ile
cinsiyetleri arasında anlamlı bir iliski vardır.” Bu hipotez, Tablo 4
verilerine göre ögrencilerin A ve B tipine göre ayrımlanan kisilik
yapıları ile cinsiyetleri arasındaki iliski seklinde, ki-kare analizi
yapılarak test edilmistir. Asagıdaki tablo verilerine göre ki-kare
degeri ,119 (df: 1) olarak çıkmaktadır. Ki-kare tablo degeri ise
2.706’dir (p>0,10). Buna göre H1 hipotezi reddedilip ögrencilerin A
ve B tipine göre ayrımlanan kisilik yapıları ile cinsiyetleri arasında
anlamlı bir iliskinin olmadıgı sonucuna varılır (Tablo 3).
Tablo 3: Kisilik Yapısı – Cinsiyet Ki-kare Tablosu
Bulgu Degr. Serbt. Derc. Anl. Düzey. Tabl. Degr. P
,119 1 0,10 2,706 P>0,10
İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt: 19 Nisan 2005 Sayı: 1 285
Tablo 4: Kisilik Yapısı ile Cinsiyet Arasındaki İliski
Cinsiyet A Tipi Kisilik B Tipi Kisilik Toplam
Bayan 46 119 165
% % 55 % 57
Bay 56 157 213
% % 45 % 43
102 276
Toplam
% 100 % 100
378
“H1: Ögrencilerin A ve B tipine göre ayrımlanan kisilik yapıları ile
ailelerinin gelir düzeyi arasında anlamlı bir iliski vardır.” Bu hipotez, Tablo 6
verilerine göre ögrencilerin A ve B tipine göre ayrımlanan kisilik yapıları ile
ailelerinin gelir düzeyi arasındaki iliski seklinde, ki-kare analizi yapılarak test
edilmistir. Asagıdaki tablo verilerine göre ki-kare degeri 4,678 (df: 2) olarak
çıkmaktadır. Ki-kare tablo degeri ise 4,605’dir (p<0,10). Buna göre H1 hipotezi
kabul edilip ögrencilerin A ve B tipine göre ayrımlanan kisilik yapıları ile
ailelerinin gelir düzeyi arasında anlamlı bir iliskinin oldugu sonucuna varılır
(Tablo 5).
Tablo 5: Kisilik Yapısı – Ailenin Gelir Düzeyi Ki-kare Tablosu
Bulgu Degr. Serbt. Derc. Anl. Düzey. Tabl. Degr. P
4,678 2 0,10 4,605 P<0,10
Asagıdaki tabloya bakıldıgında, A tipi kisilik yapısına sahip olan ve alt
gelir düzeyindeki ailelerden gelenlerin ögrencilerin oranı, % 39’ken, B tipi
kisilik yapısına sahip olanların oranı ise % 27’dir. Bu oranlara yakın olan üst
gelir düzeyindeki ailelerden gelen ögrencilerin % 15’i A tipi kisilik, % 10’u B
tipi kisilik yapısı sergilemektedirler. Orta gelir düzeyinde ise B tipi kisilik
yapısı (%62) A tipi kisilik yapısından (% 46) fazladır. Alt ve üst gelir
düzeyindeki ailelere mensup ögrenciler orta gelir düzeyindekilere göre daha çok
A tipi kisilik yapısına sahiptirler.

Tablo 6: Kisilik Yapısı ile Ailenin Gelir Düzeyi Arasındaki liski
Gelir Durumu A Tipi Kisilik B Tipi Kisilik Toplam
Alt 26 46 72
% % 39 % 27
Orta 31 100 131
% % 46 % 62
Üst 10 16 26
% % 15 % 10
67 162
Toplam
% 100 % 100
229
A tipi kisilik yapısına sahip bireyler oldukça agresif, hırslı, sabırsız,
zaman baskısı altında, isine kendisini adamıs, gibi özelliklere sahiptirler. Gelir
düzeyi düsük ailelerden gelen ögrencilerin maddi sıkıntılar ve çesitli zorluklar
içinde geçen yasantıları onların, yasamı bir mücadele sahası olarak görmelerine
ve bu mücadeleyi kazanabilmek için hırsla ve büyük bir gayretle çalısmaları
gerektigini düsünmeleri neden olmus olabilir. Sonuçta bu durum kendilerini
büyük bir olasılıkla daha çok A tipi kisilik yapısına yaklastırmıstır. Çok
çalısma, hırsla ve tamamen kendini ise verme, zamana asırı duyarlılık,
mücadele ve yarısmadan hoslanma gibi aile içi kültürel özelliklere sahip gelir
düzeyi yüksek ailelerden gelen ögrencilerin aynı özellikleri tasıması dogaldır.
Ayrıca ailedeki is basarısını devam ettirme, aile bireyleriyle yarısma, yüksek
refah seviyesinin kaybedilmemesi gibi nedenlerden dolayı da bu bireyler daha
çok A tipi kisilik yapısına yaklasmıs olabilirler. Orta gelir düzeyindeki
ailelerden gelen ögrenciler diger iki gelir düzeyinden gelen ögrencilere göre
daha yüksek bir oranda B tipi kisilik yapısı sergilemektedirler. Bunun nedeni
belki de, yasantıları ve gelir düzeyleri orta düzeyde olan bu ailelerin buna
paralel olarak sahip oldukları alıskanlıkları, davranısları, duyguları, çalısma
tempoları da benzer sekilde mutedil ve vasat bir düzeyde bulunacaktır.
“H1: Ögrencilerin A ve B tipine göre ayrımlanan kisilik yapıları ile
bitirdikleri lise türü arasında anlamlı bir iliski vardır.” Bu hipotez, Tablo 8
verilerine göre ögrencilerin A ve B tipine göre ayrımlanan kisilik yapıları ile
bitirdikleri lise arasındaki iliski seklinde, ki-kare analizi yapılarak test
edilmistir. Asagıdaki tablo verilerine göre ki-kare degeri ,1796 (df: 1) olarak
çıkmaktadır. Ki-kare tablo degeri ise 2.706’dir (p>0,10). Buna göre H1 hipotezi
reddedilip ögrencilerin A ve B tipine göre ayrımlanan kisilik yapıları ile
bitirdikleri lise türü arasında anlamlı bir iliskinin olmadıgı sonucuna varılır
(Tablo 7).
İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt: 19 Nisan 2005 Sayı: 1 287
Tablo 7: Kisilik Yapısı – Mezun Olunan Lise Ki-kare Tablosu
Bulgu Degr. Serbt. Derc. Anl. Düzey. Tabl. Degr. P
,1796 1 0,10 2,706 P>0,10
Tablo 8: Kisilik Yapısı ile Mezun Olunan Lise Arasındaki liski
Mezun Oldugu Okul A Tipi Kisilik B Tipi Kisilik Toplam
Normal Lise 51 137 188
% % 48 % 49
Meslek Lisesi 45 104 149
% % 43 % 37
*F.A.S.Ö. Liseler 10 39 49
% % 9 % 14
106 280
Toplam
% 100 % 100
386
“H1: Ögrencilerin A ve B tipine göre ayrımlanan kisilik yapıları ile
ögrenim gördükleri okul arasında anlamlı bir iliski vardır.” Bu hipotez, Tablo
10 verilerine göre ögrencilerin A ve B tipine göre ayrımlanan kisilik yapıları ile
ögrenim gördükleri okul arasındaki iliski seklinde, ki-kare analizi yapılarak test
edilmistir. Asagıdaki tablo verilerine göre ki-kare degeri ,697 (df: 1) olarak
çıkmaktadır. Ki-kare tablo degeri ise 2.706’dir (p>0,10). Buna göre H1 hipotezi
reddedilip ögrencilerin A ve B tipine göre ayrımlanan kisilik yapıları ile
ögrenim gördükleri okul arasında anlamlı bir iliskinin olmadıgı sonucuna varılır
(Tablo 9).
Tablo 9: Kisilik Yapısı – Ögrenim Görülen Okul Ki-kare Tablosu
Bulgu Degr. Serbt. Derc. Anl. Düzey. Tabl. Degr. P
,697 1 0,10 2,706 P>0,10
* Fen, Anadolu, Süper ve Özel liseler

Tablo 10: Kisilik Yapısı ile Ögrenim Görülen Okul Arasındaki liski
Ögr. Gör. Okul A Tipi Kisilik B Tipi Kisilik Toplam
İİBF 34 104 138
% % 32 % 37
MYO 72 180 252
% % 68 % 63
106 284
Toplam
% 100 % 100
390
“H1: Ögrencilerin A ve B tipine göre ayrımlanan kisilik yapıları ile
ailelerinin ikamet ettigi yer arasında anlamlı bir iliski vardır.” Bu hipotez, Tablo
7 verilerine göre ögrencilerin A ve B tipine göre ayrımlanan kisilik yapıları ile
ailelerinin ikamet ettigi yer arasındaki iliski seklinde, ki-kare analizi yapılarak
test edilmistir. Asagıdaki tablo verilerine göre ki-kare degeri 5,137 (df: 2)
olarak çıkmaktadır. Ki-kare tablo degeri ise 4.605’tir (p<0,10). Buna göre H1
hipotezi kabul edilip ögrencilerin A ve B tipine göre ayrımlanan kisilik yapıları
ile ailelerinin ikamet ettigi yer arasında anlamlı bir iliskinin oldugu sonucuna
varılır.
Tablo 11: Kisilik Yapısı - Ailenin İkamet Ettigi Yer Ki-kare Tablosu
Bulgu Degr. Serbt. Derc. Anl. Düzey. Tabl. Degr. P
5,137 2 0,10 4,605 P<0,10
Asagıdaki tabloda görüldügü gibi, ilçe (% 28) ve illerde (% 67) ikamet
eden ögrenciler köydekilere (sadece % 5) göre daha yüksek oranda A tipi kisilik
yapısı sergilemektedir. İlçe de olsa il de olsa kent kültürü insanları A tipine
yaklastırmaktadır. Kentte her türlü is ve islem belirli zaman dilimleri içinde
gerçeklesmekte, bu da insanları zamana karsı daha duyarlı hale getirmektedir.
Sehir yasamında is mücadeleleri daha fazla yasanmakta, hayat bir mücadele
içinde geçmektedir. Bu da insanları ise karsı daha yönelik olma, hırsla ve büyük
bir özveriyle çalısma gibi davranıslara itmektedir. Bütün bunların sonucunda
insanlar A tipi kisilik özelliklerini daha fazla gösterme egilimi içersine
girmektedir. Ayrıca çagdas kent yasamında is çevreleri insanlardan daha çok A
tipi davranıs biçimlerini sergilemelerini istemektedir.
İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt: 19 Nisan 2005 Sayı: 1 289
Tablo 12: Kisilik Yapısı ile Ailenin İkamet Ettigi Yer Arasındaki İliski
İkamet A Tipi Kisilik B Tipi Kisilik Toplam
Köy 5 33 38
% % 5 % 12
İlçe 30 62 92
% % 28 % 22
İl 71 186 257
% % 67 % 66
106 281
Toplam
% 100 % 100
387
V.Sonuç
Kisilikle birlikte birey, zihinsel ve fiziksel yönden baskalarından farklı
hale gelir ve bireyin kendine özgü bir takım nitelikleri anlam kazanır. Çevre,
bireyi sahip oldugu bu kendine özgü nitelikleriyle birlikte tanır ve bireyle ilgili
pek çok degerlemeyi buna göre yapar. Soyut ya da somut her bir nitelik bireyi
tanıma yolunda bir ipucudur.
İnsanların yasantısı boyunca dogru tercihler yapabilmesi, isabetli
kararlar alabilmesi, kendine uygun iliskiler gelistirebilmesi ve çevreyle uyum
içersinde bulunabilmesi için öncelikle kendisini tanıması, sahip oldugu kisilik
özelliklerini bilmesi gerekir. Bu sekilde kendini etkileyen olaylar ve olgular
karsısında uygun davranıslarda bulunabilecektir. Kisilikle birlikte bireyler
belirli bir kalıp içersinde yer alırlar ve bu sekilde davranısları ve tepkileri
öngörülebilir hale gelir.
Yaptıgımız arastırmada, kisiligi A tipi ve B tipi kisilik yapısı seklinde
ele aldık. A tipi kisilik yapısına sahip olan birey rekabetçi, kendisini isine
adamıs, zamana karsı duyarlı, sabırsız ve agresifken, B tipi kisilik yapısına
sahip olan birey ise yasama karsı daha dengeli, olaylara karsı rahat bir tavır
içinde, uysal ve daha az rekabetçidir.
Arastırmada kisilik yapısı ile ailenin gelir düzeyi arasında anlamlı bir
iliski belirlenmistir. Buna göre, alt ve üst gelir düzeyine sahip ailelerden gelen
bireylerin orta gelir düzeyine göre daha çok A tipi kisilik özellikleri tasıdıkları
saptanmıstır.
Kisilik yapısı ile ailenin ikamet ettigi yer arasında da anlamlı bir iliski
belirlenmistir. Buna göre, il ve ilçelerde ikamet eden ailelerden gelen bireyler
köydekilere oranla daha çok A tipi kisilik özellikleri tasımaktadırlar. Bundan
baska kisilik yapısı ile; cinsiyet, bitirilen lise türü, samimi olunan arkadas sayısı,
ögrenim görülen okul, anne ve babanın egitim düzeyi arasında iliski
belirlenmemistir.

Kaynaklar
Arkonaç, Sibel Aysen (1998), Psikoloji: Zihin Süreçleri Bilimi, Alfa Bas. Yay.,
2. B., istanbul.
Atkınson, Rita L./Atkinson, Rıchard C./Smith, Edward E./Bem, Darly J./
Hoeksema, Susan Nolen (1996), Psikolojiye Giris, Arkadas Yay.,
Ankara.
Aytaç, Tufan (2002), “Egitim ve Yönetimde Yeni Yaklasımlar Zaman
Yönetimi”, Bilim ve Aklın Aydınlıgında Egitim Dergisi, Temmuz,
http://yayim.meb.gov.tr/yayimlar/sayi29/aytac.htm, 24. 05. 2003
Baltas, Acar/Baltas, Zuhal (2000), Stres ve Basaçıkma Yolları, 20. B., Remzi
Kitapevi, İstanbul.
Baymur, Feriha (1994), Genel Psikoloji, 11. B., İnkılap Kitapevi, İstanbul.
Erdogan, İlhan (1991), İsletmelerde Davranıs, İ.Ü. İsletme Fakültesi Yay. No:
242, İstanbul.
Güney, Salih (2000), Davranıs Bilimleri, 2. B., Nobel Yay., Ankara.
Luthans, Fred (1995), Organizational Behavior, 7. B., Literatür Yay., İstanbul.
Moorhead, Gregory/Grıffın, Ricky, W. (1992), Organizational Behavior, 3. B.,
Houghton Mifflin Company, Boston.
Onur, Bekir (2000), Gelisim Psikolojisi: Yetiskinlik, Yaslılık, Ölüm, 5. B.,
İmge Kitapevi, Ankara.
Sdorow, Lester M. (1998), Psychology, 4. B., Mc Graw Hill, Boston.
Simsek, Serif/Akgemici, Tahir/Çelik, Adnan (2001), Davranıs Bilimlerine Giris
ve Örgütlerde Davranıs, Gelistirilmis 2. B., Nobel Yay., Ankara.
Turul, Özge (2000), http://www.radikal.com.tr/2000/03/07/insan/zor. shtml,
(15. 05. 2003).
Yanbastı, Gülgün (1990), Kisilik Kuramları, Ege Üniversitesi Edebiyat
Fakültesi Yayınları, İzmir.
http://www.muttrafik.8m.com/stres.html, (27. 05. 2003

Ufuk Durna'dan alıntıdır.Bu çalışması için başkası ne demiş bilmiyorum ama ben gerçekten faydalandım. Kendisine teşekkür ederim.

Birçok kişinin aşırı temizlik, titizlik, düzenlilik, eşya veya para biriktirme, simetriye önem verme, kapıyı-ocağı kontrol etme gibi çeşitli takıntıları, kuruntuları, saçma bulduğu halde yapmak zorunda kaldığı davranış ve düşünceleri olabilir. Çoğunlukla bunlar önemli bir zaman kaybına veya ciddi bir sıkıntıya neden olmazlar.Ancak, bazı kişiler aşırı ve saçma buldukları halde bu davranış ve düşüncelerini tekrar tekrar yapmaya ve sürdürmeye devam ederler. Bu durum önemli oranda zaman kaybına yol açar, belirgin bir sıkıntı verir ve kişiyi zorlamaya, yaşamla, kendisiyle ve çevresiyle ilişkisini bozmaya başlarsa, üzerinde durmak ve bunun ruhsal bir sorun olabileceğini düşünmek gerekir. Bu, psikiyatrideki adıyla Obsesif - Kompulsif Bozukluk ya da OKB (Saplantı-Zorlantı Hastalığı) olabilir.Obsesyonlar ( saplantılar ), irade dışı gelen, kişiyi tedirgin eden veya sıkıntı veren, bilinçli bir çaba ile kovulamayan yineleyici düşüncelerdir. Kompulsiyonlar (zorlantılar) ise çoğu kez obsesif düşünceleri kovma veya bu düşüncelerin verdiği sıkıntıyı azaltmak için yapılan ve istemeden yinelenen hareketlerdir.
Ocağı ya da evinin kapısını kapatıp kapatmadığından emin olamayan (obsesyon) bir kişinin, tekrar tekrar kapıyı, ocağı kontrol etmesi (kompulsiyon), para ya da herhangi bir eşyaya dokunduğunda elinin kirlendiğini obsesif bir şekilde düşünen bir kişinin el yıkama tutkusu (kompulsiyon) gibi davranışlar OKB’nin en sık rastlanan örnekleridir.

OBSESYON VE KOMPULSİYONLARIN ÖZELLİKLERİ:
Obsesyonlar (saplantılar, takıntılar):
Kaygı ve sıkıntıya yol açan, kişi tarafından saçma bulunan, inatçı ve zorlayıcı düşünce, fikir, dürtü ve hayallerdir. (Örneğin insanların ellerinin kirli ve mikroplarla bulaşık olduğunu düşünen kişi birlikte yaşadığı insanlar için de aynı şeyi düşünmektedir.)
Kişi bu düşüncelerin kendi iradesi altında olmadığını bilir.(Kişi bu insanların temiz olduklarını bilse bile saçma bulduğu bu düşünce sürekli kafasını kurcalamaya devam eder.) Kişiler bu düşünce ve dürtüleri bastırmaya veya yok saymaya çalışırlar veya bunları bir başka düşünce veya hareketle (yani kompulsiyonla) gidermeye çalışırla. (Kişi bu takıntısını zihninden uzaklaştırmaya çalışır veya sık sık ellerini yıkar )

Kompulsiyonlar (zorlantılar):
Tekrarlayıcı davranış veya zihinsel eylemlerdir. (tokalaşmakla ellerinin kirlendiğini düşünen bir kişi sürekli ellerini yıkar) Amaçları herhangi bir zevk veya mutluluk sağlamak değil, obsesyona eşlik eden sıkıntıyı azaltmak ya da korkulan bir durum veya olayı engellemektir. (ellerini bu derece sık yıkamak kişinin hoşuna gitmemektedir, amacı elinin kirlendiğine dair olan sıkıntısını azaltmaktır ) Kompulsiyonlar açıkça abartılıdır ve amaçladıkları şeyle aralarında mantıksal bağlantıları yoktur. (kişinin elleri yıkanmaktan tahriş olmuştur ve ortada bu derece el yıkamayı gerektirecek bir kirlenme yoktur.)

BAZI OBSESYON VE KOMPULSİYON TÜRLERİ
Bulaşma ve temizlik obsesyonları:
Bulaşma obsesyonu olan kişiler genellikle mikropların, kirin, idrarın üzerlerine bulaşmasından korkarlar. Saatlerce kendilerini veya vücutlarının bir kısmını yıkayarak, kendilerini “bulaşmadan” korumaya çalışırlar. Hatla kendilerine bir şey bulaştıracağını düşündükleri şeylerden kaçarlar. Çevrelerindeki herşeyin bulaşık veya kirli olduğunu düşünürler. Temizlenmediği kaygısıyla saatlerce ve tekrar tekrar ev temizliği yaparlar.

Şüphe obsesyonları:
Şüphe obsesyonu olan kişiler bir şeyi yapıp yapmadıklarından emin olamazlar ve bu nedenle yaptıkları şeyleri tekrar tekrar kontrol ederler. Böyle bir kişi sobayı söndürmüş dahi olsa söndürdüğünden emin olamaz ve defalarca sobayı kontrol etmek zorunda kalır .Kapıyı açık unuttuğuna dair şüphesi olan bir kişi sık sık kapıyı kontrol eder.

Düzen obsesyonları:
Bu tür obsesyonu olan kişiler her şeyi tamamen doğru bir şekilde düzenlemeye çalışırlar. Birilerinin eşyalarına dokunmasına veya karıştırmasına direnç gösterirler. Düzen uğruna saatlerini harcayabilirler.
Saldırganlık veya zarar verme obsesyonları
Çocuğuna zarar verme veya cinsel hayaller (tekrarlayan pornografik imgeler) bu tür obsesyonlardandır. Bu kişiler yapmayacaklarını bilseler bile çocuklarına zarar vermekten korkarlar ve bu korkularını engelleyemezler. Bu korkuyu hafifletebilmek için bazı şeyleri “doğru sayıda” yapmak zorunda hissederler (örneğin mutfak lambasını 3 kez açıp kapamak gibi). Böylece, kendilerini veya aile üyelerini hayali bir tehlike veya zarardan koruduklarına inanırlar.

Dini obsesyonlar:
Aklına, istemediği halde, tanrıya küfür düşünceleri gelen kişi sayıları lO’ar lO’ar geriye doğru sayarak sıkıntısını hafifletmeye çalışabilir. Çoğunlukla bu tür obsesyonlar kişinin zihnine ibadet yaparken takılır. Kimileri bu yüzden sık sık duaları tekrarlar, tövbe ve ibadet ederler.

Sayma obsesyonları:
Bu kişiler düşündükleri ya da gördükleri sayıları saymaktan kendilerini alamazlar. Otomobil plakalarını, evlerin numaralarını, apartmanların kaç kat olduğunu sayarlar. Belli sayılar uğurlu, belli sayılar uğursuzdur. Uğursuz sayı akla gelince hemen uğurlusu ile uzaklaştırılmaya çalışılır.

Diger Özellikler:
Pek çok kişi obsesyon ve kompulsiyonlarını ortaya çıkaran durum veya nesnelerden uzak durmaya çalışır ( örneğin, insanlarla tokalaşmaktan kaçınır). Kişide sürekli tereddüt ve kararsızlık dikkati çeker. Bir şeyi kuralına göre yaptım mı yapmadım mı, yapsam mı yapmasam mı kararsızlıkları içinde ileri derecede bunalır ve kuşkularını yakınlarına tekrar tekrar sorarak onları yıldırırlar.

OKB’NİN SIKLIĞI
Yaklaşık 50 kişiden birinde OKB bulunmaktadır. Ancak birçok kişi; belirtilerinin çok hafif olması, hastalıklarını gizlemeleri, kimseye belli etmek istememeleri veya yıllarca süren hastalıklarını artık benimsemeleri nedeniyle hekime başvurmaktan kaçınır.

NEDENİ
Biyolojik ve psikososyal birtakım etkenlerden söz edilmekle birlikte, tam olarak nedeni henüz anlaşılamamıştır.

TEDAVİ
OKB, uzun süreli ve zamanla iyileşme dönemleri gösterebilen bir hastalıktır. İlaçla ve psikoterapiyle tedavisi mümkündür. İlaç tedavisi ve davranışçı-bilişsel psikoterapinin birlikte kullanıldığı durumlarda çok iyi sonuçlar alınmaktadır. Bu nedenle benzer yakınmaları olan kişiler tedavisi olan bu durumları için psikiyatriste başvurulmalı ve iyileşmeye giden yolu açmalıdırlar.


Alıntıdır...

Aşağıdakilerden en az besinin varlığı ile birlikte ,genç erişkinlik döneminde başlayan , kişilerle olan ilişkilerde, kendilik algısında ve duygulanımda tutarsızlıklar ve ani dürtüsel davranışlarla karakterize bir durumdur.

1-Gerçek ya da varsayılabilecek , olası bir terk edilmeyi önlemek için çılgınca çaba harcamak.

2-Karsısındakileri aşırı büyütüp, göklere çıkarma ve aşırı değersizleştirip, gözden düşürerek, yerin dibine sokma gibi başkalarına aşırı değer.değersizlik verme ile giden tutarsız ilişkiler

3-Kimlik karmaşası denilen kendini algılayışında, arkadaşlık, cinsel durum ya da önem verilen kültürel- ahlaki değer anlayışında değişkenlikler

4-Kendine zarar verme olasılığı fazla olan ,2 ya da daha çok durumda sonunu düşünmeden, aniden yapılan eylemler (aniden çok para harcama, madde kullanımı,hızlı ve tehlikeli araç kullanma, birden aşırı yemek yeme, önceden düşünülmeyen uygunsuz cinsel davranışlar) .

5-Tekrarlayan bir şekilde intihar girişimleri, intihar tehditleri, kendi kendine zarar verme (bıçak,jilet vs. ile kendi cildini kesme, sigara ile yakma, kafasını , yumruğunu sert yerlere vurma gibi)

6-Duygu durumunda aşırı tepkililiğe bağlı olarak sürekli duygusal değişkenlik hali (saatler içinde değişen surelerde birbirini izleyen öfkelilik, üzüntü, kaygı, sevinç dönemleri)

7-Kişinin kendisini sürekli olarak boşlukta hissetmesi .

8-Öfkeye hakim olamama (kavga etme, yüksek sesle hakaret,çiğlik atma eşya kırma gibi).

9-Stresle ilişkili gelip geçici kendine kötülük yapılacağı düşünceleri ya da dissosiyatif belirtiler

Rahatsızlığın asal özelliği karşılıklı birebir ilişkilerde , kendilik algısı (kendine bakış , kendini kabul ediş ve kendini sergileyiş) ve duygulanımda tutarsızlık ile ilişkileri etkileyebilen ani hesapsız davranışlardır.

Bu kişilerde sürekli bir ayrılık ve reddedilme fikri yaşandığı için bu gibi bir durumun izlenimi edinildiğinde duygulanım, kendilik hissi ve davranışlarda önemli farklılıklar yaşanır.Ayrılık ya da planlananların oluşmaması durumlarında yoğun öfke ve diğer belirtiler yaşanır. Yalnız baslarına olmaya dayanamaz ve birilerinin varlığına gereksinim duyarlar. Bu yalnızlığı önlemek için intihara yeltenebilirler.

Birebir ilişkilerinde özellikle karsı cinsten kişilere sürekli bağlanma, onları bir eski yunan tanrı ya da tanrıçaları gibi görüp yüceltirler. İlişkilerine çok büyük iddia ve hedeflerle baslar, gerektiğinden fazla özel hayatlarını paylaşır, karşılığında aynisini beklediklerinden duş kırıklığına uğrarlar.Bu kez onları daha önce oturttukları tahtlarından indirip gözlerinden düşürürler. Bu nedenle arkadaşlıkları gelip geçici ve fırtınalı bir seyir izler.

Hedefleri, inandıkları değerler, arkadaş yapıları, cinsel eğilimleri, benimsedikleri görüşler ,mesleki heves ve amaçları değişkendir.

Devamlı olarak kendilerini boşlukta hissettikleri için uğraşıp, oyalanacak bir şeyler arıyor gibidirler. Karsı taraftan beklediklerini bulamadıklarında öfkelerini sergiler, sonrasında bundan dolayı suçluluk, pişmanlık, utanç duyguları yasar ve kendilerini değersiz , zayıf, kotu hissederler.

Bu kişiler için" insanin kendi kendine ettiğini 7 mahalleli etmez "sözü çok uygun düşer.Kendilerine maddi ve manevi acıdan zarar verir, başladıklarını bitiremezler, "yüzüp kuyruğuna gelseler bile".

Yoğun stresli dönemlerde halusinasyon dediğimiz varolmayan ses,görüntü vs. gibi algılar,kendi vücuduna ve çevreye yabancılaşma görülebilmektedir.

Kendileri yada çevreye yabancılaşma yasayabilirler. Kişisel ilişkilerinden ziyade kendilerini terletmeyeceklerini ve gerekli karşılığı alabileceklerini düşündükleri sanal şeyler, cansız nesneler, ya da hayvanlar üzerinden doyum sağlamaya çalışıp, kendilerine güvenli bir liman oluşturabilirler.

Eğitim ve evlilik hayatları fırtınalı bir denizde filikayla yolculuk gibidir. Ayrılık,boşanma ve tekrar bir araya gelmeler görülebilir.

Eşlik eden bozukluklar:

-Depresyon ve distimi
-Alkol-madde kullanım bozuklukları
-Yeme bozuklukları
-Travma sonrası stres bozukluğu
-Dissosiyatif kimlik bozukluğu
-Diğer kişilik boz.

Toplumda görülme oranı:

Genel nüfus içinde % 2-3 oranında görülmektedir. Araştırmalara göre hastanede yatanlar arasında %19 ; ayaktan tedaviyi sürdürenler arasında % 11 oranında olduğu gözlenmiştir.

Rahatsızlığın cinsiyet- kalıtım özellikleri :

Toplum geneli ile karşılaştırıldığında rahatsızlık gösterenlerin 1. derece yakınlarında beş kat daha fazla görüldüğü saptanmıştır.Ailede madde bağımlılığı ,antisosyal k.b. ve depresif bozukluklara karsı da daha yüksek bir risk vardır.

Rahatsızlığın oluş sebepleri:

Rahatsızlıktaki merkezi serotonin işlevindeki azalmanın öfkeli ve dürtüsel davranışlarla ilişkili olabileceği düşünülmüştür.

Bir başka görüşe göre de çocuk gelişmesinde 1,5-2,5 yas arası donemde çocuğun ayrılma ve kendi basına davranışlar sergileyebilme çabalarına annelerinden gelen cezalandırıcı tavırların şiddetli ayrılık korkularına yol açtığı öne sürülmüştür.

Gene benzer bir görüşe göre çocuk- ebeveyn ilişkisinin erken dönemlerindeki bozukluklar ( çocuğun yeterli dikkate alınmayıp, hislerini ve davranışlarını gözardı etmek çocukta uygun, olumlu ve sabit bir benlik hissi oluşmasını önleyecek ,sürekli desteğe gereksinim duyacaktır. Ailede duygusal paylaşımın olmaması , aile içi yoğun çatışmalar, küçük yaslarda ana-baba kaybı, ayrılığı, çocuğun yasadığı fiziksel ve cinsel tacizler rahatsızlığa eğilim oluşturur.

Ailesel özellikleri:

Bu kişilerin ailelerinde erken donemde ebeveyn kaybı,travma tik ayrılmalar ya da her ikisi yüksek oranda bulunmaktadır.
Genellikle her iki ebeveynde de belirgin bir şekilde psikiyatrik sorun vardır. Annelerde karasızlık ve depresyon gözlenirken;babalar ya meydanda yoktur ya da karakter itibariyle yoktur yada bozuktur.
Aileler saldırgan davranışlar, alkolizm, fiziksel ya da cinsel tacizler (ki bunlar hastaya da uygulanmıştır) nedeniyle yıpranmış veya parçalanmıştır. Rahatsızlık boşanmış ya da evlatlık verilmiş ailelerde daha fazla saptanmıştır.

Hastalığın sureci:

Rahatsızlık gençlik donemi öncesinde konuya dikkat verememe, öğrenme güçlükleri ve toplumsal çekilme, sosyal ortamlardan soğukluk ile kendini göstermektedir. Gençlik döneminde tüm yakınmalar başlamakta, yari sayıda vaka ise 40'larından sonra düzenli bir cevre ve is hayatına kavuşabilmektedir. Bununla birlikte çoğu eğitimini tamamlayamamakta, islerini kaybedip, evliliklerini ya da birlikteliklerini sürdürememektedir.
Rahatsızlıkta intihar tehditleri önemsenmelidir. Bu grup hastalarda % 8-10 oranında intihar sonucu olum görülmektedir.

Tedavi:

Bu kişilerin uzun sureli bireysel psikoterapiden faydalanırlar Bireysel terapide bilişsel- davranışçı terapi yanında duygulanım dalgalanmaları ve ani dürtüsel davranışlar için ilaç tedavileri uygulanabilmekte, intihar eğiliminin olduğu yoğun gerilim dönemlerinde kısa sureli hastanede yataklı tedavi uygun olmaktadır. Kişiler grup terapisinden faydalanabilmektedirler.


Alıntıdır...


İzleyiciler