Curatio Manus

Özgür bir dünyada,Yalıtılmadan,Anlamın içindeki belirsizliğe rağmen,Ölüme meydan okuyabilmektir yaşam. Orpheus...

Kadına ve kadınıma
Her bir mart a şükrederek...
İyi ki doğdun.


Tabelada Eski Zaman yazıyor. Tabelanın önünde duruyorum. Arka tarafım çok geniş bir caddeye dönük. Trafik yoğun. Arabalrın gütültüsü, egsoz dumanı, arkamdan Kırmızı bir şavrole geçiyor. Önünde durduğum dükkanın camekanından trafiği seyrediyorum. Dükkanın vitrininde, açık bir kitap var Yaprakları sapsarı. Biraz daha dikkatli bakınca, Bir yaprakta eski dilde, yani arapça yazılmış, ilginç olanı yanındaki yaprak Türkçe. Aynı el yazısı ile yazılmış. Kitabın yanında bir sürü heykelcik var. Heykeller tahtadan. Eskitme boya yapılmış. Küçükler.Heykeller el yapımı. Çok emek var vitrinde. Dükkanın içi loş. İçerisi pek görünmüyor dışarıdan. Kaldırımda olduğum için insanlar homurdanıyor. Dükkanın kapı kolu. Tahta, el işlemesi. Dokununca insana garip bir duygu veriyor.

Kapıyı açınca ilginç bir ses çıktı. Tepesindeki zilin Zaman diye öttüğüne yemin edebilirim. İlk girişte çok karmakarışık gibi geldi. Ama loşluğa alışınca öyle olmadığının farkına vardım. Uzun el yapımı, işlemeli bir banko merhaba diyor. Raflar, tepedeki avize, baktığınız her şey el yapımı. Raflarda binlerce kitap var sanırım. Dükkanda Toz yok.
Ataman


Dün arkadaşlarımla oturup konuşurken konudan acı çektiğimi farkettim. Çok yakın bir dostum yaşımızın getirdiği olgunluğa otuz yaşında ulaşabilmeyi çok istediğini söyledi. Böylece yaşamda daha az acı çekecek ve gerçekliğe daha yakın yaşayacaktık. Dinlerken beynimde sürekli sorular oluştu. Kapitalizmin yarattığı yabancılaşmanın bizleri bile alıp içinde yok etmesini seyretmek gibi bir şeydi olanlar. Gerçek dostluklar yok dedi. İnsanlar herşeyi sadece bireysel menfaatleri için istiyorlar dedi. O sırada ben arkadaşımdan çok şey bekleyip beklemediğimi sordum kendime dile kolay yirmiyedi yıllık bir dostluğumuz var. Birbirimize bağlıyızdır. Hangi saat aranırsa aransın ne işimiz olursa olsun bir dost çağırdımı biz orada oluruz. Aslına bakarsanız iki yada üç tane çok yakın olduğum dostum dışında yaşamla pek bağımda yok ama insanların insanlıktan uzaklaşmasından büyük utanç duyuyorum. Belki fark etmeden bende onların arasına katılıp yaşamın fazla kıyısına düştüm.

Yaşamak saat sekiz beş çalışmak ve ayda bir tiyatroya sinamaya falan gitmekti sanırım. uzun zamandır buna aykırı yaşıyorum. Ama gelecek denen belirsizlik kendini kendin olmaktan alıkoyan densizlik zorluyor son zamanlarda beni.Bir şey fark ettim. Gülmeyi yarına bırakmışım. Buna itiraz ediyorum. Bugünden itibaren muhteşem gülümsememi tekrar yüzüme kondurdum. Küçük kızımla birlikte güne uyandığımızda bu neşe beni sardı. Sevgilimi özledim. Sanırım biraz da yaşamı.

Hastalıklı bir dünyayı yaratıma çevirebilmek beceri istiyor. Dün dostlarımdan biri dedi ki insan bu dünya ya ait değil. Bu ait olamadığımız toplumun ve dünyanın onun için yansıması elbette. Bu kadar kötülüğü ve hesabı anlamıyor. Yanlış anlaşılmasın bende pek anlamıyorum. Ben de ona dedimki ben kendimi bırak doğanın bir parçası olmak herhangi birşeyin parçası gibi hissetmiyorum. Yaniti güzeldi. Sen yaşamıyorsun ki bir şeye ait olasın:)

Bugün küçük kızımla güzel bir gün geçirmeyi planlıyorum. Altı yaşın tüm sevimliliği ile gülen gözlerindeki sevgi ile park istiyor. O kadar yaşayabilirim sanırım.

Orpheus


Kayıp şehrin sokaklarında dengesiz
yürürken bendeniz
aldım elime bir değnek
vursunlar diye abalıya
baktim vuran çok
dedim korkmayın
vallahi bedava
dövülmüş zincire döndüm
döndüm bir de ne gördüm
kara sakallı ihtiyarlar
değnekleri almışlar
dediler ki
biz veririz abalıları
sen dur kabalalı
çekildim derine
kayboldum
sokaklar şehir oldu
ben deniz
yüzdüler
üşenmeden

girince girdaplara
yaşanmışlıklara merhaba
kayıp giden zamanlarda
döndüm küle döndüm
bu şiir burada biter
aman dedi şair
bu ne beter derbeder
olsun dedim bendeniz
yürüdüm
kimsesiz...

Orpheus

Veda Şiiri
Karıma


Geleceğim bazan uykudayken sen
Beklenmedik, uzak bir konuk gibi.
Sokakta, bir başına koyma beni
Kapıyı sürgeleme üstümden

Usulca girecek, bir yere ilişeceğim
Bir zaman, karanlıkta, bakacağım yüzüne.
Ve yorgunluk gözkapaklarımı indirince
Seni kucaklayacak, ve çıkıp gideceğim.



(Fransızca çevirilerinden yapılmış,Ülke Ülke Çağdaş Dünya Şiiri Bulgaristan bölümünde yayınlanmıştır. Ataol Behramoğlu)


Nikola Vaptsarov



Büyük suya bakınca ,insan gerçekten nereden geldik sorusunu düşünmeden edemiyor. Kuru bilimsel tanımlamaların dışıda varoluş gerçek bir bilinmez olarak karşımıza dikiliyor. Her insanın kendi dünyasını anlamlandırmak adına bilinçli yada bilinçsiz bir varoluş hikayesinin olduğunu biliyoruz.Başladığım öyküde benim anlam dünyamın içinden bir kesit gibi. Okuyalım bakalım neler oluyormuş orada:)

Soğuk. Ne kadar baygın kaldığım ve buraya nasıl geldiğim hakkında en ufak bir fikrim yok. O kadar çok su var ki gözlerimi açamıyorum.Soğuk yavaş yavaş bütün damarlarımı hissiz bırakıyor. Gözlerim açılamadan suyun içinde ağırlaşmaya başladım. Derine gitmek. Sonunda huzur olmalı. Her son bir başlangıçtır. Başladı...


***Deniz, bir okyanus ile bağı olan ve büyük bir alanı kaplayan ve genellikle tuzlu olan su birikintisidir. Terim genellikle okyanus terimi yerine de kullanılır.

Denizler Dünya yüzeyinin % 71'ini kaplamaktadır. Yeryüzünde kapladıkları 1,338 milyar km³ hacimle dünya üzerindeki su varlığının % 96,5'ini oluşturmaktadırlar. Ancak, deniz suyu ortalama % 3,5 oranında tuz içerdiğinden, halen oldukça pahalı olan arıtma yöntemleri uygulanmadan içme suyu olarak kullanılamamaktadır.

Denizler üzerinden gerçekleştirilen ticaret, hava yoluyla taşımacılığın gittikçe gelişmesine karşın, öneminden pek bir şey yitirmemiştir. Dünya ticaretinde aktarılan malların % 92'si, yılda 5,7 milyar ton, deniz yolu üzerinden taşınmaktadır.

Yalnızlıkları sevmiyorum. Hele çoğul olanları. Sevgilim tatile gitti bugün. Yalnızlık bana kalan miras oldu. Sokaklardaki çam kokusunu duymayalı uzun zaman olmuş.

Bütün gece keyifsizce oturup sigara içerim. Kahvem ve çayım bana eşlik eder, onlar nedense hiç yolculuğa çıkmıyorlar benden. Ve keşke herşey hep istediğimizde bizde olsa değil mi.

Fazla yazmamalı. Özlemin tomurcukları çiğinden kurtulmadı daha. Ağlamak anlamsız.

Orpheus


Dönmeliyim yarınlara
Denizin ellerinden kana kana içilen bir yakamozda
Bakmalı ve görmeliyim
Bende olan bize dair ne varsa

Savaşın doğasında nefret nefretin doğasında iktidar var
Aşk'a dair salınan sözcükler
Bağlıyor nefesimizi
Sinsi bir kitap gibi ağır okunan heyecanlarda
Ataman

İki günlük evlat molasından sonra eve dönmek tuhaf geliyor çoğu zaman. Kizlarla geçirilen ve engellenemez büyümelerine seyredilerek bakılan günler bunlar.Yenilen yumurta fazlalı kekin harika olmuşlarından geçen gecede seyredilen yetenekler. Küçük bebekleri keşke televizyonlara çıkarmasalar.Ağlamalarına can dayanmıyor.

Yolcu edilecek sevgilinin hazırlıkları, çamaşır yumuşatıcısının kokusuna rağmen zorluyor.Çamaşırlar yaşlarını döküyor ama içim hala yaş.

Orpheus


Kalabalık mağazanın sıcak üfleyen koridorunda boş gözlerle sevgilime bakıyorum, Çılgınca koşturuyor mağazanın içinde, elinde bir sürü çıfıt, kaçmak istiyorum dünyadan, yokolmak ve görmemek deliliği...

Aşk ın en güzel tarafı her koşulda destek ve anlayışı bir şekilde içinizde barındıryor olması duygusudur. Sevdiğiniz kişi ne yaparsa yapsın çoğunlukla görmezden gelir yada kendi eksiklenmelerinize yorararak konunun öznesi olmaktan onu çıkarır kendinizi onun yerine koyarsınız. Sonuç olarak bu bir işe yaramaz ve mutsuz dünyanın bireylerine anı yaşamayan birileri olarak katılıp sıradan yaşantınıza devam edersiniz. Elbette doktorlar ve ilaçlar bir sürü çözüm ve yeni tekoloji sunuyor ama yirmibirinci yüzyılda hala varoluş ile ilgili sıkıntılarımızı çözemedik.

Carl G jung a konuşan kızıldereli"ONLAR DAİMA BİRŞEYLER ARIYORLAR. NE ARIYORLAR? BEYAZLAR DAİMA BİRŞEYLER İSTİYORLAR. ONLAR DAİMA HUZURSUZ VE RAHATSIZLAR. BİZ ONLARIN NE İSTEDİKLERİNİ BİLMİYORUZ. ONLARIN DELİ OLDUKLARINI DÜŞÜNÜYORUZ." diyor.

Günler geçiyor etrafımızdaki çılgınlık seyir defterimi karıştırmaya başladı. Küçük heyecanlarda duyduğum manim insanların sokaktaki tüketim deliliği ile başedemiyor.Biz istemesekte hep öteki olduk. Ama bana çoğunlukla deli diyen dostlarımın bile artık beni fazla solladığını hissediyorum. Yaşadığım ülkede öteki olan kalmadı sanırım. Bir ara bir partinin sloganıydı "bir gün herkes bizden olacak" diye. Bence kapitalist yabancılaşma toplumsal bir deliliğe doğru gidiyor.

Sevgilim niye daldın diye sordu, yüzüne o güzel gözlerine baktım , sıcaklığını içimde hissederek. Dondurma ısmarlarmısın dedim. Karamelli dondurma yedik:)

Orpheus..

PSK. DR. AYŞEGÜL ERAY
Obsesyonların oluşturduğu kaygıyı azaltmak amacıyla yapılan tekrarlanan davranış ya da zihinsel eylemlere ise kompulsiyon
(saplantı) adı verilmektedir.

Obsesif-kompulsif bozukluğun en temel özelliği, boş yere zaman harcanmasına neden olacak düzeyde ağır olan veya belirgin bir düzeyde sıkıntı yaratan ve kişinin yaşamını olumsuz yönde etkileyen obsesyon ve kompulsiyonların olmasıdır.

Obsesif-kompulsif bozuklukta kişi, zihnini sürekli meşgul eden düşüncelerin abartılı, anlamsız ve saçma olduğunun farkında olmakla birlikte, bu farkındalık düzeyi değişkenlik gösterebilir. Bazen düşüncelerin saçmalığı konusunda kararsızlığa düşebilir ya da düşüncelerin saçmalığını kabullenmekle birlikte, iş eyleme döküldüğünde mantıksal yorumlar yapabilir. Bazen de düşüncelerin verdiği sıkıntıya karşı koyamayan kişi, başka bir düşünce veya eylemle bu düşünceleri etkisizleştirmeye çalışarak kompulsiyon geliştirebilir.

Tipik obsesif kompulsif bozukluklarda, kişi herhangi bir şeye her temastan sonra defalarca elini yıkar, eve geldiğinde tüm elbiselerini dezenfekte etmeye çalışır, sokağa çıkarken defalarca kapıyı kilitleyip kilitlemediğini kontrol eder.

En sık görülen kompulsiyonlar yıkama ve temizlenme, sayma, kontrol etme, sıraya koyma gibi kompulsiyonlardır. Obsesyon ve kompulsiyonlar kişinin dikkatini bir yere yoğunlaştırmasına engel olur ve bu durum da kişinin zihinsel etkinliklerinde yetersizlik yaşamasına ve işlerini yapamamasına neden olabilir. Obsesif-kompulsif bozukluk durumlarında uyku düzensizliği, hastalık hastalığı, suçluluk duygusu, alkol ve madde kullanımı gibi çeşitli belirtiler de görülebilir.

OBSESİF-KOMPULSİF BOZUKLUĞUN NEDENLERİ NELERDİR:

Genellikle ergenlikte ve genç erişkinlik yıllarında başlar. Belirtiler genellikle yavaş ortaya çıksa da bazı durumlarda aniden ortaya çıkması da söz konusu olabilir. Aile bireylerinden öğrenilmesi söz konusu olabileceği gibi olumsuz bir yaşantı sonucunda da kazanılması söz konusu olabilir. Bunun yanında genetik ve benzeri biyolojik nedenlerin de etkili olabileceği bilinmektedir.

Nasıl baş edilir: Obsesif-kompulsif bozukluğun tedavisinde ilaç tedavisi yanında psikolojik tedavi yaklaşımlarının etkili olduğu belirtilmektedir.

Alıntıdır.


Anka geçerken buluttan
kana kana içti suyundan
Ellerinde ödünç şimşekleriyle
geçerken kümülüsten
Topuzuna dokundu Zülfikar'ın
Dalgın baktı kılıç'a
Dedi Sen ölüm
Ben yaşam

Şimşekleri Saldı Anka
Işığından kayarken
Gaia göründü
Kar'ı gözlerinde dağlarıyla
Irmakları gözyaşları
Yeşil yüreğinde
Toprak Ana

Topukları Toprakta
Sarsıntı başladı
Akan lavlarında Etna
Yedibuçukla selamladı
Zülfikar'ı çekmeden
Üç köy bir bucak
Yok oldu tozdan
Gece'ye aydınlık
Otururken
Parladı Anka


09.05.2009
Ataman
Orpheus


Sevgililer gününe az kaldı. Malum erkeklik sendromunu yaşamamak için erken önlem almak gerektiğinden biriktirdiğim üç beş kuruş ile sevgilime ne alacağımı düşünmeye başladım. Kararsizlik içinde kıvranırken amnezik bir durumda yine sevgilimle kavga ettik ve ben düşüncesiz sevgili oluverdim. Halbuki o kadar da plan yapmıştım alacağım hediye ve kapitalizm eseri 14 şubat için. Neyse ki sevgi ve anlayış pek çok şeyi çözüyor. Bu sabah harika bir kahvaltı sonrası sevgilime çok yakışan parmaksız bir eldiven aldım.Tavsiye ederim sevgilinizin elleri benimkininki kadar güzelse mutlaka alın çok güzel duruyor. Sekiz lira kadar:) O da bana cem mumcunun Makber'ini aldı. Sonra mevzunun derinine girdik geçen gün satinaldığımız ayakkabıları gidip kargodan almak için uzun soluklu bir yürüyüş yaptık.Bu Dr martens adlı ayakkabı.Böyle bakınca hani biraz amele işi gibi görünüyor da ama aslında kokoş bişey. Reklam amaçlı yazmıyorum unutulmasın sadece durumu anlatıyorum.Yoksa kimseye ayakkabı pazarlamayacağım:)

Evet yarın kızımın yaş günü, Onada atkı aldık. Böyle pembeli beyazlı örgülü gibi bişey. Acayip güzel 14 yaşındaki kızım 15 ine giriyor. Bu hem harika bir duygu hemde yaşanmışlıkları çağrıştırıyor.

Kıssadan hisse elde avuçta ne varsa harcayıp parasız kalıp rahatlayınca eve döndük. İyi oldu hoş oldu, gece oldu yatma vakti geldi. Yazdım kurtuldum.

Sevgili günlük bu günlük bu kadar işte.

Orpheus...

1. Dissosiyatif Amnezi

En sık rastlanan dissosiyatif bozuklktur. Genellikle stresli ve travmatik olaylara eşlik eder. Aşırı psikososyal vakalardan sonra geliştiğinde bu tanıyı koymak doğru olur. Çünkü bu tür hafıza kayıpları beyinde oluşan organik bozukluklardanda kaynaklanır. Başlıca belirtileri; belirli bir olayın hatırlanamaması,kişinin tüm yaşamını hatırlayamaması veya belirli bir zaman aralığını hatırlayamaması ya da her şeyi unutması.
2. Dissosiyatif Füg

Amnezinin bir türü de sayılabilir. Oldukça nadir görülen bir durumdur. Kişinin geçmişini ve önemli kimlik bilgilerini (örneğin; ad, aile) unutup, evinden ya da alışageldiği ortamdan ayrılmasıdır. Kısmen ya da tamamen yeni bir kimliğe bürünür. Çoğunlukla saatler veya günler sürer. İyileşme genelde kendiliğinde olur. İyileşme sonrasında kişi füg başlangıcı zamanı hatırlayabilir, ancak füg esnasında yaptıklarını hatırlamaz.
3. Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu (Çoğul Kişilik)

İki veya daha fazla birbirinden ayrı kimlik ve kişiliğin aynı kişide bulunması ve bu farklı kişiliklerin birbirinden farklı davranış, ilişki kurma biçimi ve tutumlar içine girmesi ile karakterizedir. Bu kimliklerden ya da kişilik durumlarından en az ikisi kişinin davranışlarını zaman zaman denetim altında tutar. Kişilik sayısı genelde 5-10 arasındadır. Bir kişilikten diğerine geçiş anidir. Hasta genelde diğer kişiliğe ve onun baskınlığı sırasında yaşadığı olaylara amnestiktir, hatırlamaz. Tedavide öncelikle farklı kimlikler ayrı ayrı tanımaya çalışılır, bozukluğa sebep olan travma değerlendirilir ve en son aşamada kimliklerin birleştirilmesini sağlamak gerekir.


4. Depersonalizasyon Bozukluğu

Kişinin kendi gerçeklik duygusundan ya da bedeninden ayrıldığı hissinin olduğu, ya da sanki bunları dışardan bir gözlemci gibi izlediği hissini yaşadığı, sürekli veya yineleyen yaşantıların olduğu bir bozukluktur. Bu yaşantısı sırasında kişinin gerçeği değerlendirmesi bozulmaz.


5. Başka Türlü Adladırılamayan Dissosiyatif Bozukluk

Uzun süre ve yoğun zorlayıcı ikna periyotlarına (beyin yıkama, düşünce değiştirme gibi) maruz kalan kişilerde belli derecelerde dissosiyasyon görülebilir.

Vikipedi'den alıntıdır.

Şizofreni; düşünüş, duyuş ve davranışlarda önemli bozuklukların görüldüğü, hastanın kişiler arası ilişkilerden ve gerçeklerden uzaklaşarak kendi dünyasında yaşadığı, genellikle gençlik çağında başlayan bir ruhsal hastalıktır.

Şizofreni kelimesi, Yunanca ayrık veya bölünmüş anlamına gelen "şizo" (schizein, Yunanca: σχίζειν) ve akıl anlamına gelen "frenos" (phrēn, phren- Yunanca: φρήν, φρεν-) sözcüklerinin birleşiminden gelir.[1] Anlatılmak istenen kişinin iki kişilikli olması değil, aynı anda iki farklı gerçekliğe inanmasıdır. "Gerçek gerçeklik" normal, sıradan bir insanın algılamasına denk düşerken, "ikinci gerçeklik" sağlıklı bir insanın anlayamayacağı, çoğu kez belli bir sisteme dayalı bir gerçekliktir.

Şizofreninin ömür boyu görülme sıklığı genel nüfusta %0,5-1'dir.[2][3][4] Ancak kan bağı olan akrabaları arasında şizofreni hastaları bulunanlarda, şizofreni görülme sıklığı genel toplumdan daha yüksektir. Şizofrenide genetik faktörlerin rolü iyi tanımlanmış olmakla beraber, bu hastalık yalnızca kalıtımsal faktörlerin değil, birçok koşulun bir araya gelmesi ile oluşur. Yani şizofreni genetik ve çevresel faktörlerin rol aldığı oldukça kompleks bir hastalıktır.

Günümüzde şizofreni tedavisinde çok yönlü bir yaklaşım yararlı bulunmaktadır. Güncel tedavide temelde antipsikotik ilaçlar kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra psikoterapiler ve diğer psikososyal yaklaşımlara da başvurulmaktadır. Antipsikotik ilaçların şizofrenide dopamin varsayımını doğrular biçimde dopamin üzerinden etki ettikleri düşünülmektedir. Hastalığın özellikle akut döneminde hastaların hastanede yatarak tedavi görmesi gerekebilir.

Bir çok alttipi bulunan şizofreni çok değişik gidiş ve sonlanış gösteren süreğen bir bozukluktur. Şizofrenide hastalığın gidişi her birey için farklı biçimde gelişebilir. Hastalığın popüler kültürdeki olumsuz imajına rağmen, hastaların çok büyük kısmı tedaviden fayda görebilirler. Ama hastaların yaklaşık %25-30'u ne tür sağaltım yapılırsa yapılsın belirgin bir iyileşme gösteremez ve ciddi yetiyitimleri olabilir.

Alıntı vikipedi'den...


Denizin üstüne düşen damlalardaki masum çırpınmalarla
yapılmayan şakaların,tanınmayan kimliklerin ağırlığı ile yürüyor yaşam
Şifanın ellerinde can veriyor batmış yelkovanların uğultusu
ve sen hala kardan adamları yıkıyorsun...

Ataman


BERBERDİ DERBEDER I

Derbeder Beyler Konağı'nda
oturmuş iki derbeder
Darbeden bezmiş ülkelerinde
Berberlik ederlerken sözcüklere
Saplandılar idealist söylemlere
İnsanın insanlaşması
hayvanlığı kabuldur
dedi, birinci derbeder.
Diğer derbeder onayladı hayvanlığını
Yaşam zincirinin halkaları ise insanlık
yaşamalıydı.
Üretmenin hayvanca sevişmek
olduğu bu savaşlı dünyada,
ikinci derbeder dedi
ölmeye doğarız sonuçta
Yaşanan anları mı değerli kılmalı
anları mı çoğaltmalı yaşamda
Camus demişti her şey absürd
Aptalca tutkulara mücadele etmek
Anlamsızdı sonuçta
İki derbeder bir konakta
usturayı bilerken tümcelerde
Aşk evreni sevmektir dedi birisi
Mücadele var insanlaşan toplumda
Kapitalizmin yalnızlaştırdığı
Abuk toplumumuzda
anlamsızlık ölmekte birleşmek anca...
Olmalı serin kahkalar,
felsefenin temel taşı olsa da insan,
önce hayvan
sonra devran.
Derbederler ezdi geceyi
güllerin solduğu akşam...


29.01.2007

Ataman


Yeni bir işe başlarken nasıl hisseder insan. Öncelikle bilinmezliğin çekiciliği ile tecrübenin durgunluğu aynı anda vardır. Bir yandan korkarken bir yandan kendinizi herşeye muktedir hissedersiniz. Mani gibi, yükselen duygu yoğunlukları elbette hastalıktan farkı bunu kontrol edebiliyor olmanızdır. Gerçi hastalık tanımı ile neyi kastettiğimiz de önemli. Hastalık demek için var olan bir olgunun yaşam kalitenizi düşürüyor olması gerekli değilmi. Hastalıklarla kendinizi kimliğinizi tanımlamıyorsanız var olan yaşamınız içindeki sürgit kaliteyi belirliyor.

Yeni bir işe başladım anlaşılacağı üzere. Bu diğerlerinden biraz farklı çünkü sabit ve düzenli bir gelir vaadetmiyor. Aslında para vaad edip etmediği de tartışılır. Ama ne yapıyor olursanız olun emek gerekiyor. Oturmak bile bir eylem değilmi. Kaslarınızı düzgün kumanda edemezseniz oturamazsınız. Evet ne diyordum emek istiyor. Sokaklarda olmak hoş bir duygu, sıkıcı, eğlenceli ve dün için geçerli, fazla yağmurluydu. İşi de bir hipomani durumuna soktum ya yapacak birşey yok.

Blog tutmanın en güzel yanı bu sanırım nasılsa benden başka kimse okumuyor diye istediğimi yazıyorum:)


Evet, dün başladığım araştırmalarım küçük çaplı bir mani yaşadığımı gösteriyor. Duygu durumumdaki çalkalanmanın son zamanlardaki yaşam akışımdaki değişmeye tepki olarak ortaya çıktığını keşfetmiş bulunuyorum:) Kendime sorduğum sorulardan ilki ne değiştiği idi. İş konusunda yaptığım atraksiyon gereği, sosyal olmam sokakta olmam ve fazla konuşmam gerekiyordu. Beyin çok ilginç bir mekanizma. Kendi dinamikleri içinde çalışıyor ve farketmezseniz sizi istediğiniz yöne bildikleri ile sürükleyiveriyor.

Sevgilim dün, bendeki durumu internet ve kutsal bilgi kaynağı ekşi de ararken ilginç, bildiğimiz ama farketmek için yaşamak zorunda olduğumuz bilgileri karıştırdı. Ortaya çıkan durumdan çok hoşnut olduğumu söyleyemem yaptıklarımı bilinçli ve tercih ederek yapmayı tercih ederdim.

Bugün daha az çalkantı var. Çoşku ve öfke karışık ama hafif şiddette devam ediyor. Yarın sokağa çıktığımda daha şiddetlenecek ama bu sefer bilerek yaşamanın farkı ile elbette.


Başlığa bakınca insan bilimsel bir makale bekliyor. Ama bu sefer alıntı değil son zamanlarda yaşadığım bir durumu anlatacağım. Sabah kalktığınızda anlamsız bir
neşe duyup sonraki on dakika boyunca öfkelendiğiniz ve sonrasında yine sanki hediye almışçasına sevindiğiniz oldumu hiç. Son on gündür bu şekilde yaşıyorum. Yaşamımda neyin yanlış gittiğini bulmak için iyi bir neden.

Kendimi bildiğim ergenlik çağından beri, ölüme olan büyük yürüyüşün farkında oldum. Bu yüzden günümü yarınım yokmuşçasına yaşar, Sonsuzluk kadar uzun yapacaklarım listesi yaparım. Son zamanlarda günü yaşamak konusunda sıkıntı başgösterdi, sürekli yarınlar için plan yapmak zorunda hissediyorum kendimi. Büyük bir mutsuzluk ve umutsuzluk kaplıyor içimi, Sonrasında aynı nedensizlikten ötürü, Büyükte bir umut.

Bugünden itibaren günlük olarak bir hafta duygu durumumla ilgili bir günlük tutmaya karar verdim bugün ilk gün başı.

Sabah yine endişeli kalktım, Gördüğüm karmaşık rüyaları anımsayamama verdim endişemi ve kalktım giyindim. Sigara ile birlikte endişe yerini mutluluğa bıraktı. Kahvaltı hazırlarken öfkeliydim. Kahvaltıda sakin, şimdi ise yine huzursuzum.

Akşam günü yazacağım.


İzleyiciler